VİZELİ SEYAHAT

SAIGON, NAMIDİĞER HO CHI MINH CITY

Herkese merhabalar! Ho Chi Minh City ya da namıdiğer Saigon seyahatim 3 gün sürdü. (aslında 4 gün sürecekti ama bir gün erken dönmek zorunda kaldım 🙁 ) Neyse ki bir çok şeyi sığdırdık. Zaten asıl istediğim 2 tane tura katılmaktı. Şansıma ikisine de gidebildim. 🙂

Temmuz ayının orta kısımlarında planladığımız Ho Chi Minh City seyahati için vize işlemlerine haziran sonu gibi başladım. Bildiğiniz üzere Vietnam bizden vize istiyor. (Hanoi yazımda çok detaylı bir şekilde vize nasıl alınır anlattım.) Ben de Hanoi için uyguladığım vize sürecinin aynısını Ho Chi Minh City için de geçirdim.

Bildiğiniz gibi Ho Chi Minh City’e daha önce gidecekken son dakika gidememiştim. O yüzden bu sefer pek bir hevesliydim. Planlar ve gidilecek yerler zaten önceden hazırdı. Sadece gezme kısmı kalmıştı.

1.GÜN:

Temmuzun tam da göbeğinde, gecenin bir köründe düştük yollara. Ho Chi Minh City ve Hanoi bağlantılı uçuşlar. Yani bir gün uçuş doğrudan Ho Chi Minh City’e (Saigon yazacağım artık diğer isim çok uzun 🙂 ) diğer gün ise önce Hanoi’ye uğrayıp daha sonra Saigon’a.

Benim şansıma gideceğim gün uçuş doğrudan Saigon’aydı. Gecenin köründe düştük yollara demiştim. Saat 02.15’te olan uçuş yaklaşık 10 saat kadar sürdü.

Ho Chi Minh City, Temmuz 2018

Saigon’a Vietnam saatiyle 17.00 civarı vardık. Daha önce bahsettiğim gibi Vietnam’ın yerel saati bizden 4 saat kadar önde. O yüzden akşam saatlerine doğru varmış oluyoruz.

Havalimanına vardığımızda hemen vize birimine gittim. Süreç Hanoi‘dekinin aynısıydı. Yalnız Saigon’da biraz daha hızlı ilerliyor diyebilirim. Vizeli pasaportumu alır almaz hemen otele geçtik. Eşyaları bırakıp dışarı çıkmalıydık. Az zamana yine çok şey sığdırmalıydık.

Konakladığımız otel merkeze çok yakındı ve güzel bir oteldi. Eski adıyla Mövenpick, şu anki Eastin’ Grand Hotel.  Otelden genel olarak çok memnun kaldık. Temizliği, kahvaltısı, çalışanların yardımseverliği ve profesyonelliği çok yerindeydi.

İlk akşam saat zaten geç olduğundan otelin yakınındaki bir deniz mahsulü restoranına gittik. Daha önceden listeye aldığımız bir yerdi. Tanıdıklarımızın tavsiyesiyle gittik. İyi ki de gitmişiz.

Ngoc Suong Seafood Restaurant epeyce büyük. Girişteki havuzlarda canlı deniz mahsulleri vardı. İsterseniz oradan seçtiğiniz ürünleri de sipariş edebiliyorsunuz.

Ngoc Suong Seafood Restaurant, Saigon, Temmuz 2018

 

Mekan iki katlı. Neredeyse oturacak yer olmayan restoranın alt katında güzel bir canlı müzik vardı. Biz üst katı tercih ettik. Üst kat biraz daha sakindi. Balkon kısmı da vardı ama Vietnam’daki aşırı nemli havada dışarıda oturmak ne mümkün? 🙂 (Sonra saçlar kabarır, bir bakmışsınız benim gibi tülerik olmuşsunuz. 🙂 )

Ngoc Suong Seafood Restaurant, Saigon, Temmuz 2018

 

Restoran, oldukça zengin bir menüye sahip. Çeşit çeşit deniz mahsullerinin yanı sıra, noodle çeşitleri ve bir kaç yöresel yemek de mevcuttu. Biz o akşam deniz mahsullü kroket, fırınlanmış peynirli istiridye, kızarmış yengeç ve de yengeç etli noodle söyledik.

 

Yemeklerin lezzetinden kısaca sırayla bahsedecek olursam,

 

  • Deniz mahsullü kroket, çok çıtırdı. Bu tip kızarmış şeylerde benim ilk aradığım özellik çıtır oluşu. Yumuşamış gibi olursa lezzet alamıyorum. Aynı şekilde böreklerde de çıtır olanlar favorim. İçi bol deniz mahsullü. Malzemeden kaçmamışlar yani. 🙂 Tek porsiyonda 2 adet kroket geliyor. Biz böyle yerlerde bir kaç çeşit lezzet denemeyi seviyoruz. O yüzden kişisel değil de daha çok ortaya çeşit söylüyoruz. Kesinlikle sevdiğimizi söyleyebilirim.
  • Kızarmış yengeç, benim için gecenin favorisiydi. Yengeçleri kabuksuz halde şeklini koruyarak paneleyip kızartmışlar. Yok böyle güzel bir şey! Dışı çıtır, içi yumuşacık yengeç eti! Yazarken bile ağzım sulandı. 🙂 Yanında klasik soslarla (sweet chilli sos favorim.) servis ediliyor.
  • Fırınlanmış peynirli istiridye,  Şunu anladım ki istiridye çok benim olayım değil. (Sanki 50 kez yemişti. 🙂 ) Topu topu 2 kez yedim tamam. 🙂 İlkini Phuket‘te çiğ denedim. Belki pişmişi lezzetlidir dedim. Sanki çiğken daha iyiydi. 🙂 Bilmem işte sevemedim pek. Ama denemeye değebilir.
  • Yengeç etli noodle, nedense beklentimin biraz altındaydı. Ama sanırım benim noodle olaylarını henüz anlayamamamdan kaynaklı. 🙂 Glass noodle denen şeffaf noodle makarnayı pek sevmedim. Ben daha çok kızarmış olanlarını sevmiştim. O yüzden çok bir lezzet alamadım. Ayrıca yengeç etleri de tavuk tiftiği gibiydi. Görüntüsü de çok cazip durmuyordu. (Sevmediğimi çok belli ettim -galiba 🙂 )
Azmin zaferi adlı çalışma 🙂 chopstick kullanmayı sizden öğrenecek değiliz. 🙂
Ngoc Suong Seafood Restaurant, Saigon, Temmuz 2018

Birer kadeh şarap ve 2 bira ile birlikte 1038000 Dong ödedik. Yani 5000’e böldüğümüzde yaklaşık 200 TL civarı. Mekanı kesinlikle tavsiye ederim. Canlı müzik de çok eğlenceliydi.

Restorandan çıktığımızda güzel bir duvar resmi bulup hemen önünde fotoğraf çekildim. Ama nasıl çok poz verdim anlatamam. Sağa döndüm, sola döndüm, duvar bir yapıştım, sonra ellerimle dokunmalar falan inanılmaz. En son pozda burnuma kötü kokular gelmeye başladı. Nasıl çiş kokuyor anlatamam. 🙂 Ben ama 50 kez duvara sarılmışımdır. 🙂 51. de anlamam da ayrı bir konu. Neyse. 🙂

 

Saigon, Temmuz 2018

Otele doğru yürürken yol üzerindeki Starbucks’a uğrayıp kahve molası verdik. Ufaklıklar yine beni her yerde olduğu gibi buldular. 🙂

Starbucks, Saigon, Temmuz 2018

Starbucks’ta 2 kahve için yaklaşık 30 TL ödedik. Buradakinden çok az pahalı diyebilirim.

2.GÜN:

Gürhan benden önce de Saigon’a gitmişti ama delta turuna katılamamış. O yüzden çok hevesli olduğumuz Mekong Deltası Turunu hemen ilk gün yapmak istedik. Yine sabahın körü kalkıp kahvaltıya indik anlayacağınız.

Otelin kahvaltısı çok çok güzeldi. Deniz mahsullerinin ağırlıklı olduğu bir köşesi de var. Ben kendimi yine yeniden değişik şeyleri yerken buldum. Ama bu sefer ne yedim diye soracak olursanız, tütsülenmiş yılan başı ve deniz anası salatası denedim. 🙂

Yılanın başının etini yerken ben 🙂
Eastin’ Grand Hotel, Saigon, Temmuz 2018

 

Deniz anası yerken ben 🙂
Eastin’ Grand Hotel, Saigon, Temmuz 2018

Bu şekilde çıkan fotoğraf karelerine bakmayın. Aslında korkunç değil. Suratımı buruşturma sebebim yediğim şeyi düşünmekten. 🙂 Deniz anası biraz iç gıcıklayıcı şekilde yapışık gibi. Yılan ise tuzlu çiğ balıktan farksız.

Eastin’ Grand Hotel, Saigon, Temmuz 2018

 

Alttaki tabak benim. Sağ üstte zar gibi gördüğünüz yılan eti. Sol altta sushinin yanındaki beyaz kalamar halkası gibi olan da deniz anası.

Deniz anasını bir daha yiyeceğimi sanmıyorum. Ağızda gıcır gıcır eden bir şey. 🙂 Ama yılan eti fena değildi. Ayrıca kahvaltıda deniz ürünleri oldukça hoşuma gitti. Sushi falan çok sevdim. 🙂 Ama farkındaysanız Türk kültürümün önemli bir parçası olan hamur işlerini de almayı ihmal etmemişim. 🙂 Açık büfenin hakkını vermişim. 🙂 Şimdi diyeceksiniz ki “Yok ya çok da abartmamışsın. Tabak dolmuş sadece.”  Ben de bu fotoğraflardakiler de bizim diyeceğim. 🙂

Meyve konusunda biraz görmemişim sanırım. 🙂 Komple büfeyi almışım gelmişim. Ama şu minicik muzlara bayıldım. En çok onlara bayıldım diyebilirim. O dikenli gibi duran ufaklıkların adı rambutan. Onlar da çok fena değil.

Çubuktaki çikolatalı olan tatlımsı şey muz. Muzu çikolata sosuna ve fıstığa batırmışlar. O da harika bir tatlı olmuş.

Çatlayacak kadar yedikten sonra tur için yola çıktık. Turda 8 kişi vardı. 4 kişilik bir aile ve bir tane genç çift. Turu yine otelden ayarladık. O yüzden otelden gelip aldılar. Vietnam, bildiğiniz gibi epeyce sulak bir alan üzerine kurulu. Bir çok kanalın içerisinde evler, yerleşim yerleri ve tarlalar var. Mekong Deltası olarak adlandırılan bölge de adından da anlaşılabileceği gibi kanallar arasında bir yerleşim yeri. Tur oradaki yerel yerleşimleri görüp deneyimlemenizi sağlıyor. Ayrıca kanallar arasında teknelerle ve kayıklarla geziyorsunuz.

Saigon, Temmuz 2018

Vietnam’ın klasik motorları eşliğinde turumuz yolculuğumuz başladı. Rehberimiz çok tatlı genç biriydi. Adı Santa’ymış. Çünkü yılbaşı akşamı doğmuş. 🙂

Deltaya giden yol üzerinde Çin mahallesi vardı. 500000’e yakın Çinli yaşıyormuş ve uyruklarını değiştirmeyi reddetmişler. Ayrıca Vietnamlıların dillerini pek konuşmuyorlarmış.

Şehrin ortasından geçen büyük nehirin adı Saigon River’mış. Ancak Çinliler zamanında o nehir üzerinden ticaret yapıp en çok da tofu taşımışlar. O yüzden Tofu River diyorlarmış.

Saigon, Temmuz 2018

Ho Chi Minh City 24 tane ilçeden oluşuyormuş. Ayrıca her yıl 19 Mayısta bağımsızlıklarını kutluyorlarmış. Bayram gibi geçiyormuş. 19 Mayıs aslında Ho Chi Minh’in doğum günüymüş. Ho Chi Minh kim diye soracak olursanız, kendisi Vietnam bağımsızlık hareketinin önderi ve Vietnam Demokratik Cumhuriyeti’nin ilk başkanı. Hanoi’de de Saigon’da da her köşede resimlerini ve fotoğraflarını görmeniz mümkün.

7 sene önce açılan çevreyolu ile Saigon’dan Ho Chi Minh’e 4 saat yerine 2,5 saatte ulaşım sağlanabiliyormuş. Rehberimiz yol yapıldığı için çok şanslı olduklarını söyledi. Eskiden çok daha yorucu oluyormuş.

Saigon, Temmuz 2018

Mekong’a giderken yol üzerindeki neredeyse her arazide,tarlada bu tip mezarlar gördük. Nedenini soracak olursanız,

  • Eskiden insanlar merkezden gelip kırsala yerleşince çok fazla bürokrasi olmadığı için ölen aile bireylerinin mezarlarını arazilerin içine yapıp “Bu arazi bizim.” derlermiş. Bu şekilde ilerleye ilerleye her arazide bir çok mezar olmuş. Gün geçtikçe halk dilinde şehir efsaneleri dolaşmaya başlamış. Bazı insanlar otoyolda şoförsüz giden araçlar gördüğünü söylemiş. 🙂
  • İkinci sebebi ise, Vietnamlılar aile bireylerinin öldükten sonra da kendileriyle olduğunu düşünürlermiş. O yüzden mezarları evlerinin bahçesine veya arazilerinin içine, yani kendilerine yakın yerlere yaparlarmış.
  • Üçüncü sebebiyse, mezarların vahşi hayvanlardan korunmasını isterlermiş. Ayrıca ölülerini yaksalar bile epey gösterişli taş mezarlar yapıyorlarmış.
Mekong Rest Stop, Temmuz 2018

Bu duraklama bölgesinde yemyeşil nilüferlerin ve dev Japon balıklarının olduğu bir gölet vardı. Özellikle nilüferler bana Mauritius‘taki botanik parkı hatırlattı.

Mekong Rest Stop, Temmuz 2018

Bu mola yerinde çeşit çeşit kıyafetler ve hediyelik eşyalar satılıyordu. Ayrıca çikolata, kahve gibi paketli yiyecekler de vardı. Fiyatlar Hanoi‘ye göre daha uygundu.

Yeşilin her tonunu ve tontiş balıkları gördükten sonra tekrar yollara düştük. 45 dk. kadar daha gittikten sonra Mekong Deltası’a vardık. İlk durağımız tuğla yapım yerleriydi.

Mekong Deltası, Temmuz 2018

Rehberimiz Santa’nın elinde gördüğünüz çamur parçaları, Mekong Deltası’ndan çıkarılan çamurlarmış. Bu çamurları suyla harmanlayıp önünde gördüğünüz makinelerden geçirerek kalıplara döküyorlarmış. Böylelikle pişmemiş ham tuğlalar meydana gelmiş oluyormuş. Ancak yapılan tuğlalar uzun uzun olduğundan özel makine yardımıyla standart küçük boyda kesiliyorlarmış.

Bu ham çamur tuğlaları 3 gün boyunca güneşte kurutuyorlarmış. Daha sonrasında da tuğlaları pişiriyorlarmış. Pişirme süresi de hesaba katıldığında bir tuğlanın yapılması 3 haftayı buluyormuş.

Devlet sürenin uzunluğundan ve çamuru deltadan aldıklarından dolayı bu tip yerel üretimi artık pek desteklemiyormuş.

Mekong Deltası, Temmuz 2018

Tuğlaları bu tip kubbeli fırınlarda yakıyorlarmış. Bizim gördüğümüz yerde yaklaşık 5-6 tane bu tip fırın vardı. Tuğlaları yakarken kullandıkları malzeme ise hem maliyetsiz, hem de çevreye zararsız olduğu için pirinç kabuklarıymış.

Mekong Deltası, Temmuz 2018

Pirinç kabuklarıyla yakılan fırınlarda tek seferde 60000 tuğla pişiyormuş. İlk hafta 500 dereceye çıkan fırının içi, 3. haftada 1500 dereceye kadar çıkıyormuş. Fırınların içerisini aşağıdaki fotoğraflarda görebilirsiniz.

Mekong Deltası, 45000 kilometrekare üzerine kurulmuş bir yermiş. Ho Chi Minh City’nin tamamı ise 2500 kilometrekareymiş. Yani epeyce büyük bir alandan bahsediyoruz.

Tuğlaların yapılışını öğrendikten sonra deltayı gezeceğimiz botlarımıza doğru yürüdük.

Mekong Deltası, Temmuz 2018

Kanalı gezeceğimiz teknelerimiz bunlardan bir tanesiydi. Bazı yerleri bu teknelerle gezdik. Bazı dar yerlere de daha küçük 4 kişilik kayıklarla. Tekneye bindiğimizde ikram olarak hindistan cevizi suyu vardı.

Mekong Deltası, Temmuz 2018

Saigon’un yağmurlu sezonunda gittiğimiz için, hava hep kapalıydı. Turda hediye yağmurluk dağıttılar. Yağmurluk dediğime bakmayın. Resmen çöp poşetinden yapılma, ama bir o kadar da işlevsel şeylerdi. Hava çok sıcak ve çok nemliyken kalın bir şey giyilemeyeceğinden bu şekilde yağmurluklar üretmişler. Bizim için hayat kurtardı diyebilirim.

 

Mekong Deltası, Temmuz 2018

Nehirde gezerken en çok dikkatimi çeken yerlerden birisi bu oldu. Fotoğrafta gördükleriniz hindistan cevizi kabukları. Çöp gibi görünseler de işin aslı öyle değil. O kabuklardan  hediyelik eşya, çanta yapıyorlar.

Mekong Deltası, Temmuz 2018

Coconut Village’ı (Yani Hindistan Cevizi Kasabası) gezmek için tekneden indik. Kasabada yaklaşık 500 kişi yaşıyormuş. Burada hindistan cevizinden neler yapıldığını ve nasıl yapıldığını gördük.

Coconut Village, Temmuz 2018

Gördüğünüz gibi, yeşil hindistan cevizlerini ucu sivri bir sopaya batıra batıra kabuğunun açılmasını sağlıyorlar. Sonra içinden bildiğimiz kahverengi, 3 delikli gibi duran hindistan cevizi meydana çıkıyor. Sonrasında ise onu bir pala yardımıyla ortadan ikiye ayırıyorlar ve içindeki suyu bir kovaya boşaltıyorlar.

Coconut Village, Temmuz 2018

Sonrasında ise içini özel bir bıçak yardımıyla çıkarıyorlar. Taze taze hazırlayıp ikram ettikleri hindistan cevizini çok beğendim. Hafif sulu ama kıtır kıtırdı.

Hindistan cevizinin 3 tane deliğinin göz olduğuna ve o yüzden hiç bir zaman insanların kafasına düşmediğine inanıyorlarmış. 🙂

Yediğimiz bu kıtır kıtır meyveyi un haline getiriliyormuş. Sonrasında sütüyle birlikte şeker de ekleyerek pişiriyorlarmış.

Coconut Village, Temmuz 2018

Bu pişirdikleri karışımı incecik uzun kalıplara döküp soğumasını bekliyorlar ve sonrasında da küçük parçalara keserek hindistan cevizi şekeri üretiyorlarmış. Biz de taze pişmişlerinden tatma fırsatını bulduk. Dişe yapışacak kadar yapışkan olan bu şekerin lezzeti çok yerinde. Hindistan cevizini sevenlerdenseniz bu tada bayılırsınız.

Coconut Village, Temmuz 2018

Bu küçük şekerlemeyi çeşitli lezzetlerle birleştirip üretiyorlarmış. Sade şekilde üretildiği gibi, kakaolusu ve yer fıstıklısı da vardı. Bizim bu yediğimiz yer fıstıklı olanıydı. Eve ise kakaolusundan aldık. O da güzeldi. Bu ufacık şeker çok yapışkan olduğundan paketlerken kağıda yapışmaması için pirinç yufkasına sarılıyormuş. Kağıdı açtığınızda jelatin gibi gözüken şeyi açıcam diye uğraşmamak gerekiyor çünkü zaten çıkmıyor. 🙂 Yenebildiğinden sıkıntı yok. 🙂

Gezdiğimiz bu kasabada hindistan cevizine ait pek çok şey satılıyordu. Özellikle bu aralara oldukça popüler olan hindistan cevizi yağı, (350 ml şişesi 30 TL civarıydı.)  şekerlemeler, kremler, kurutulmuş hindistan cevizi, hindistan cevizi şarabı gibi pek çok alternatif vardı ve fiyatlar da uygundu.

Coconut Village, Temmuz 2018

Hindistan cevizi şarabını bu şekilde shot bardaklarda ikram ettiler. Herhalde içtiğim en sert içkilerdendi. Boğazı yakıp gidenlerden. 🙂

Ailenize hediye bir şeyler götürmek isterseniz buradaki şekerlemeler iyi bir alternatif olabilir. Hem çok değişik, hem paketli akmaz,kokmaz, kırılmaz hem de hediye alacağınız kişi sayısı fazlaysa fiyat ekonomik. Paketi 7 TL civarıydı.

Mola verdiğimiz bu yerde ballı yeşil çay ve meyve ikramı vardı. Meyveler tabii ki tropikal olanlardan. (Alanya turumuzda da tropikal meyvelere doyacağız diye heveslendirilmiştik ama muz ve pepinoyla günü bitirdik. 🙂 )

Coconut Village, Temmuz 2018

Çayın sıcak durması için bu şekilde iri hindistan cevizi kabuklarının içerisinde servis ettiler. Ortadan ikiye ayrılıyor, içerisinde ise demlik var.

  • Meyvelerden bahsedecek olursam, dikenli gibi gözüken rambutan. Dış kabuğunu tırnağınızla çok rahat açıp sulu saydam meyveye ulaşabiliyorsunuz. Tatlı mı tatlı meyvenin kendine göre büyük bir çekirdeği var ve meyve çekirdeğe epeyce yapışık. O yüzden meyveyi yerken çekirdeği de dişlerinizle soyuyorsunuz.
  • En öndeki greyfurta benzeyen ise pomelo. Greyfurtun az daha irisi. Tanecikleri büyük ve tatlıyla ekşi arası bir lezzete sahip.
  • En arkada bulanık olarak gözükenler mini muzlar. Muzlar aşırı tatlı. Küçük parmak boyutunda olmasına rağmen kaşık kaşık bal yemiş kadar oluyorsunuz.
  • Sağda bulunan minik yuvarlaklar ise longan meyvesi. Onun da çok ama çok ince çıtır bir kabuğu var. Rambutan gibi sulu, saydam ve beyaz bir meyve. O da sevdiklerimin arasında.
  • Ballı çaya gelecek olursam, favorim değil. Çünkü bitki çaylarıyla aram iyi değil maalesef. Bana verin siyah çayı bir demlik içeyim ama bitki çayları sağlıklı ya bi türlü alışamadım. 🙂 İnsanlar 2.-3. bardağı içti.  Yani sorun muhtemelen bende.
Coconut Village, Temmuz 2018

Bu şekilde kafese kapattıkları tavuk ve civcivler vardı. Kafesler portatif. Kapak gibi açıp kapatıyorlar. Bu tavukları ve bir kaç tane horozu evcil hayvan gibi yetiştiriyorlarmış. Ülkede kesim tavukları ayrıymış bir de çiftlik hayvanı olarak besledikleri bu tip hayvanlar varmış. Bu şekilde kapatmalarıysa anlıktı. Yağmur şiddetlenince üstlerine kafesi kapayıp ıslanmasınlar diye örtü örttüler. Normalde ise serbest geziyorlardı. Bu fotoğraftaki tavuğun altında görünmese de yaklaşık 5-6 tane civciv saklanıyor. 🙂 Yağmurdan korunuyorlardı.

Coconut Village, Temmuz 2018

Hanoi seyahatimde rehber tropikal yağmurlardan bahsetmişti. Saniyede başlayan ve kovayla dökülmüşçesine yağan bir yağmur. Çok ilginç ki 10 dk kadar yağıp anında bitiyor. Fotoğrafta yeterince gözüküyor mu bilmiyorum ama burada ip gibi akan bir yağmur vardı.

Mekong Delta, Temmuz 2018

Coconut Village’dan teknemize binip öğle yemeği yiyeceğimiz yere gittik.  Hava ara ara yağıp geçiyordu ama bütün seyahat boyunca çok bulutluydu.

Yemek yiyeceğimiz yer aslında ufak bir köy gibiydi. Orada yaşayan insanların evlerini gezerken yerel yemeklerini de yedik. Vietnam’da insanlar 7’den 70’e çalışıyorlar. Gittiğimiz ufak köyde çocuklar da dahil olmak üzere herkes bir köşede bir şeyler yapıyordu.

Mekong Delta, Temmuz 2018

Evlerin avlusuna girdiğimizde bu şekilde duvarsız bir oda bizi karşıladı. Burası evin salonuymuş. Hamakta uyuyan yaşlı bir adam vardı. Evin avlusundaysa, hasırdan kilimler örüyorlardı.

Mekong Delta, Temmuz 2018

Hasır kilim dokumak 2 kişilik bir işmiş. Kucağında olan mekanizmayı tutarken diğeri araya hasır şeritler takıyor ve muntazam bir şekilde ittiriyorlar. Çok meşakkatli bir iş olduğunu söyleyebilirim. Kilimin meydana çıkması bir kaç günü bulabiliyormuş. Ayrıca bizim plajlarda yaygın olarak gördüğümüz şemsiyeler de bu şekilde yapılıyormuş.

Evden çıkıp sokakta yürüdüğümüzde daha önce bahsettiğim mezarların bahçe içindeki halleri karşımıza çıktı.

Mekong Delta, Temmuz 2018

Mezarlar neredeyse evlerin içinde. Kenarlarında çocuklar oynuyordu. Sonra sokakta yürümeye devam ettik.

Dediğim gibi, Vietnam’da herkes 7’den 70’e çalışıyor. Evin ne kadar küçük ya da büyük, lüks ya da normal standartlarda olduğu fark etmiyor. İllaki rahat yaşantı süren kesim vardır ama Mekong Delta bölgesinde gördüğüm lüks sayılabilecek villaların bile önünde tezgah açıp oturan insanlar vardı. Neredeyse her evin önünde bir tezgah ve kimisi et satıyor, kimisi sebze meyve. Kimi bahçede bir mango ağacı görüyorsunuz bir bakıyorsunuz önünde hemen satıyorlar.

 

Mekong Delta, Temmuz 2018

Ara ara da olsa bastıran yağmur sebebiyle çok net fotoğraflar çekemesem de genel itibariyle sokaklardaki marketler ve tezgahlar bu şekildeydi.

Mekong Delta, Temmuz 2018

Harika yağmurluklarımızla 20 dakika kadar yürüdükten sonra yemek yiyeceğimiz yere vardık. Menü tabii ki deniz mahsulü ağırlıklıydı. Öncelikle meşhur çorbalarından içtik. Daha sonrasında jumbo boy karides vardı. Ortada muz kızartması vardı. Yine ortaya dikenli gibi duran değişik bir balık geldi. Soya filizleri, noodle, bazı aromatik otlar ve kırmızı acı biberler vardı. Bir de pirinç yufkası.

Mekong Delta, Temmuz 2018
  • Tavuk eti ve makarnayla yaptıkları meşhur çorbaları. Hanoi‘de benzerini noodle ile denemiştim. O etliydi ve daha güzeldi. Tabii ki burada esas yemek olmadığı için çok özenilmiş gibi değildi.
  • Fotoğrafta gördüğümüz muz kızartması. Kendisi favorilerimden oldu. O kadar çıtır ki anlatamam. (Daha önce de epeyce anlatmıştım ki çıtır şeylere bayılırım. ) Bu kızarmış muzlar minik ham muzlardan yapılıyor. Muzlar tatlı olmadığından önce ne yediğimi anlayamadım. 🙂 Hatta kalamar falan sandım çünkü buladıkları sos kızarınca kalamar bacağı gibi şekiller almıştı. Masamızda oturan turist ailelerden biri muz kızartması olduğunu söylemese asla anlamazdım. Bayıldım.

 

Mekong Delta, Temmuz 2018

  • Bu güzeller güzeli jumbo karides ise baya lezzetliydi. Aslen Vietnamlı olup küçük yaşlarda Almanya’ya gitmiş ve bizimle birlikte turist olarak ailesiyle gezen biri vardı. Onun dediğine göre karidesin et rengi beyaz ise orjinal karidesmiş. Gri etli olanlarsa çiftlikmiş. O yüzden sanırım lezzeti çok yerindeydi.
  • Yukarıda gördüğünüz aşırı sevimli balığın derisinin altından etini çıkarıp bazı otlar ve ananasla birleştirip pirinç yufkasına sarıp veriyorlar ve bu işlemi yaklaşık 1 dk bile sürmeden bitiriyorlar. Bunun adı summer rollsmuş. Hanoi’de yediğim spring rolllara bayılmıştım bildiğiniz gibi. İşte onun pişirilmeyen versiyonu summer rolls oluyormuş.
  • En altta gördüğünüz fotoğraftaki pilava bayıldım. Sanırım tavuk suyuyla pişirilmişti. Harikaydı. Zaten herkes kaşık kaşık ondan yedi.
  • Solundaki haşlanmış gibi duran ot ise mutfaklarında çok kullanılıyor. Nilüfer gibi su üzerinde yetişen bir yosun türüymüş. Ben pek sevmedim.
Mekong Delta,Temmuz 2018
  • Biz yemeğin yanında yerel biraları olan 333’ü denedik. Tanesine yaklaşık 6 TL ödediğimiz bu küçük boy bira, yumuşak içimli ve lezzetliydi.

Son olarak bir de ananas ikram ettiler. Aşırı tatlı olduklarını belirtmeme gerek var mı? 🙂

Sonrasında daha da küçük kanallara girebilmemiz için 4’er kişilik kayıklara bindik. Kayıkları yerel halktan bir rehber kullanıyor. Kayığa binmemizle yağmur başladı. Yağmur hep biz dışarıdayken yağdı, kapalı alana geçtiğimizde durdu. (Çünkü bahtsız bedevilik bunu gerektirir.)

Mekong Delta,Temmuz 2018

Arkamda oturan tur arkadaşlarımız ise Polonyalıydı. İsviçre’de bir kaç sene çalışıp epeyce iyi para biriktirmişler. 3 ay kadar önce evlenmişler ve evlenirken istifa etmişler çünkü hayallerinde sırt çantasıyla gezmek varmış. (Yok canım ne kıskanması.) Endonezya, Singapur, Malezya ve Vietnam’ı gezmişler. Son durakları Hanoi olacaktı.

Kanalda bu şekilde gezimiz yaklaşık 20 dakika sürdü ve sırılsıklamdık. Bazı kanallara su yükseldiğinden giremedik ve o yüzden aracımıza tuk tukla döndük.

 

Kıskanmadığım turist arkadaşlar da bizim tuk tuktaydı. :/ Şaka bir yana çok şeker insanlardı. Hatta yolumuz memleketlerine düşerse bizi misafir etmek istediklerini söylediler.(Hemen gidip çöreklenirmişim 🙂 )

Dönüş yolunda tekrar bir dinlenme tesisinde mola verdik ve akşamüstü otelimizdeydik. Harika bir tudu. Yolu Saigon’a düşenlerin mutlaka katılması gerek. Bizim katıldığımız tur kişi başı 200 TL kadardı. Merkezde daha uygun turlar olduğunu duydum. Turda bir tek yemekte içtiğimiz içecekler ekstraydı, onun dışında her şey dahil fiyat 200 TLydi.

Otele döner dönmez tabii ki de hemen dışarıya çıktık. İlk olarak gece pazarının gündüzki halini görmeye kapalı çarşı gibi olan meşhur Ben Thanh Market’a  gittik.

Bu güzel markette yiyecekten içeceğe, baharattan takıya, çantaya ve ayakkabıya her türlü şey satılıyor. Akşam saatlerine kadar kapalı alanda hizmet veren dükkanlar havanın kararmasıyla birlikte kapatıp, çarşının dış kısmında hizmet veriyorlar.  Biz yemek yiyeceğimiz yere gidip alışverişi geceye bıraktığımızdan ilk başta çok detaylı gezemedik. Az sonra detaylarıyla anlatacağım. 🙂

Akşam yemeğimizi tanıdıklarımızın yana yakıla önerdiği Pizza 4P’s  de  yedik. Pizza 4P’s, öyle bir pizzacı ki kapıda kuyruklar var ve özellikle akşam saatleri için rezervasyonsuz yer bulamayabilirsiniz.

Açık konuşmak gerekirse Vietnam’a gitmişken neden pizza yiyeyim ki diye kendi kendime bolca homurdanmıştım ama iyi ki de gitmişim dediğim bir yer oldu.

Pizza 4P’s, Saigon, Temmuz 2018

Biz akşam 18.30 gibi gittik ve kapıda karşılayan bayan 20.30’a kadar kalkacaksanız geçebilirsiniz dedi. 🙂 Nasıl bir yere geldik acaba diye düşünürken içeri girdiğimde bir kaç katlı, tarz mı tarz bir yer olduğunu gördüm. Alt katta dev 2 fırın var. Pizzanızın siparişi gittiğinde taze taze gözünüzün önünde hazırlıyorlar. Bizim yerimiz üst katlarda olduğundan pizzaları tepeden izleyebilmek  güzeldi. 🙂

Pizza 4P’s, Saigon, Temmuz 2018

Biz bir tane biftekli pizza, bir tane de 5 peynirli pizza siparişi verdik. Diyelim ki kararsız kaldınız ve 2 pizzadan da yemek istediniz, o zaman 2 pizzayı tek pizzada birleştirip servis edebiliyorlar. Yani 2 lezzeti aynı anda tatmış oluyorsunuz.

Pizzaların ikisi de çok lezzetli olsa da normalde et insanı olmama rağmen peynirliyi çok daha fazla beğendim. İç baymayacak kadar yerinde yoğun bir tat. Yanına da Te Te White Craft Beer denedik.  Bira da çok güzeldi. Hafif içimli sayılabilecek aromatik bir biraydı.

Pizza 4P’s, Saigon, Temmuz 2018

Aldığımız kalorilerin hiçbiri yetmemiş gibi bir de bu güzel çikolatalı tartı söyledik. Ben kendisini pek beğenmedim çünkü bence bir tık fazla pişmişti. Dış kabuğunda yanık lezzeti hissediyordunuz ama kreması kusursuzdu.

Hesabı tam hatırlamasam da sanırım 800000 Dong kadardı. Pahalı sayılabilecek bir pizzacı ama herhalde şimdiye kadar yediğim en iyi pizzaydı.

Sonrasında tekrar Ben Thanh Market’in yolunu tuttuk. Gözüme kestirdiğim bazı şeyler vardı tabii ki de. En ünlü yerlerden biri olan bu gece pazarından beklentim cidden yüksekti ama ülkemizdeki çarşı pazarlarda satılanlardan farklı pek bir şey yoktu. Herkes Vietnam’a gittiğinde özellikle North Face gibi büyük markaların replikalarından alıyormuş. Çoğu marka Vietnam’da üretildiğinden merdiven altlarında da birebir aynısı üretilip satılıyormuş ama ben öyle kaliteli bir şeye rastlamadım. Zaten replika şeylerden çok da hoşlanmadığımdan pek ilgimi çekmedi.

Ama bir hasır çantalar vardı ki sormayın. 🙂 Resmen hepsini alıp gelmek istedim. 🙂 Ciddi bir pazarlık söz konusuydu. Bu sezon pek çok ünlü markada gördüğümüz yuvarlak sert hasır çantalardan aldım. En düşük 250-300 TL civarında satılan yuvarlak hasır çantaların biraz daha büyüğünü 80 TL’ye aldım. İlk verdikleri fiyat ise 400 TLydi. Yani iyi pazarlık etmekte fayda var.

Aldığım en pahalı şey ise magnet oldu. Sanırım 24 TL’ye geldi. Bulduğum tek Sai Gon yazan magnet olduğu için onu almak zorunda kaldım. :/

Alışverişimiz bittiğinde dünya kupası finalini izlemek için yol üstü barlardan birine girdik. Yayın internetten olunca epey kesildi ve biz de otele döndük. Genel olarak yollar aşağıdaki gibiydi. 🙂

Saigon, Temmuz 2018

Yol üzerinde karşımıza Ho Chi Minh City Hall çıktı. Gece görünüşü de  bir ayrı güzeldi.

Ho Chi Minh City Hall Saigon, Temmuz 2018

City Hall’un önünde çok büyük güzel bir meydan var. Etrafında mağazalar falan da bulunduğundan oldukça hareketli bir bölgeydi.

3.GÜN:

3.günümüzde Vietnam Savaşı’nın izlerini görmeye Cu Chi Tünellerini görmeye gittik. İnsanların insanlara neler yapabildiğini yakından gördüm ve kanım dondu. 

Tur için sabahın erken saatlerinde otelden alındık. Yoldaki mola yerimiz çok özeldi. Vietnam Savaşı gazilerinin ve savaş kimyasallarından etkilenen insanların devletin açtığı bir kurumun çatısı altında el emeği ürünler yapıp sattıkları bir yerdi. Bazı uzuvlarında engeller bulunan insanların nasıl yılmadan ürettiklerini gördüm.

İlk fotoğrafta da görebileceğiniz gibi insanların önünde yumurta kabukları var. Hatırlarsanız Hanoi‘den yumurta kabuklarıyla süslenmiş ahşap oyması dekoratif bir ev eşyası almıştım. Burada da ördek yumurtalarının kabuklarıyla  tablolar yapıyorlar. Sonrasında belli kimyasal işlemlerden geçiriliyor ve üzeri tamamen pürüzsüz, parlak ve cilalı bir hal alıyor. Tablolar her yönüyle tamamen el yapımı.

Cu Chi Tunnels, Saigon, Temmuz 2018

Fotoğrafta gördüğünüz bu kadın figürleri tamamen el çizimi. İçini doldurdukları kıyafetler ise elleriyle parçalayarak yapıştırdıkları ördek kabuklarından. Şapkalarda ise deniz kabuklarından elde ettikleri sedefleri kullanmışlar. Bu harika ürünlerin satışları da var. Satılan ürünlerin ücretleri ise yine bu derneğe dönüyor. Aslında bir nevi bağış yapmış gibi oluyorsunuz. Maalesef  dolar kurumuzun yüksek olması biraz eli kolu bağlıyor. Fiyatlar 15-20  dolardan başlıyordu. Ortalama ölçülerde bir şey almak isterseniz 60-70 dolar civarındaydı. Manevi değerin çok daha ön planda olacağı bu harika tabloları hediyelik olarak düşünebilirsiniz. Bir de içeride daha farklı biblolar falan da vardı. Çok fazla seçenek olduğunu söylemeliyim.

Tekrar yola koyulduğumuzda rehberimizle biraz sohbet ettik. Vietnam’ın yaklaşık 4000 yıllık bir tarihi varmış. İlk önce Çinliler sömürmüş. Daha sonraysa Fransızlar. Bağımsızlıklarını ellerine aldıklarında ise, diğer ülkeler çekilirken bütün yiyeceklerini ve kaynaklarını alıp gitmişler. Ne pirinçleri kalmış, ne inekleri, ne de sebze ve meyveleri.

Aslında kendilerine çok rahat yeten bir ülkelermiş ama bu vurgunla fakir bir halk haline gelmişler. 2,5 milyon Vietnamlı açlıktan ölmüş. Sonrasında da Kuzey ve Güney Vietnam arasında savaş başlamış. Kuzey Vietnam komünizmi benimserken güney kısım ise daha sömürgecilik yanlısıymış. Savaş ise sözde kuzeydeki askerlerin güneye doğru ilerlemesiyle başlamış.

Cu Chi Tunnels, Saigon, Temmuz 2018

Kuzey ve güney arasında geçen savaşa tabii ki de demokrasi getirme adı altında Amerika’da dahil olmuş ve 58000 Amerikalı asker bölgeye gelmiş. Sonrasındaysa çok büyük kayıplar yaşanmış. Savaşın en yoğun yaşandığı bölgeler haritada kırmızıyla gösterilen kısımlar. Cu Chi Tünelleri de o bölgeler arasında.

Amerikalı askerler karşılarına çıkan her Vietnamlıyı öldürüyormuş. İnsanlar hayatta kalabilmek adına ormanda tünel kazmaya başlamışlar. Alet edevatları olmadığından ise elleriyle kazmışlar. Uzunluğunun yaklaşık 250 km olduğu sanılıyormuş.

Cu Chi Tunnels, Saigon, Temmuz 2018

Tünellerin bazılarının girişleri bu şekilde. Gizlenebilmek adına üstlerine yapraklarla birlikte kapak örtüyorlarmış.

Cu Chi Tünelleri 3 katlıymış. İnanması çok güç ama içeride 18000 kişi yaşamış. Hastaneden tutun da opera binasına kadar her şeyi yapmışlar.

Amerikan askerleri sığamasın diye, tünellerin girişleri çok darmış. Amerikan askerleri ilk başta tünelleri farketmemiş. Daha sonra köpeklerle aramalara başlamışlar ama Vietnamlılar Amerikan askerlerinden aldıkları giysi ve üniformaları tünel girişlerine yakın yerlere koymuş ve böyle köpekler kokularını alamadığından bulamamışlar.

Cu Chi Tunnels, Saigon, Temmuz 2018

Ormanın içinde yürürken kayaların içinde bu tip delikler gördük. Aslında kaya gibi gördüğümüz tepecikleri Vietnamlılar yapmış ve bu deliklerin bazıları hava almaları için yapılırken, bazıları da mutfak bacası görevini görüyormuş. Amerikan askerleri dumanlarını  görmesin diye insanlar her gece saat 2-3 gibi yemeklerini pişirirlermiş. Mutfağın bacasını görebilmemiz adına içeride ufak bir ateş yanıyordu ve delikten çok hafif belli belirsiz bir duman sızıyordu.

Cu Chi Tunnels, Saigon, Temmuz 2018

Fotoğrafta gördüğünüz ufak metal parçası ise savaştan kalan bomba parçalarından. Doğa kendini yaklaşık 10 yılda yenilemiş ama bazı bomba düşen yerlerde hala bitki çıkmıyormuş.

Cu Chi Tunnels, Saigon, Temmuz 2018

Fotoğrafta çok anlaşılmasa da çorak olarak görülen yer bombanın düştüğü yer ve orası bizim durduğumuz yerden yaklaşık 1 metre kadar daha aşağıda çünkü bombalar o kadar çok şiddetliymiş ki bu şekilde çukurlar açılmış.

Vietnamlılar kendilerini savunmak için bazı tuzaklar geliştirmişler. Araziye Amerikalılar’dan daha hakim olduklarından pek çok tuzak kurmuşlar.

Cu Chi Tunnels, Saigon, Temmuz 2018

Tuzakların simülasyonları yapılmış. Genel olarak buna benzer tuzaklar kurulmuş.

Cu Chi Tunnels, Saigon, Temmuz 2018

Bu ayakkabıları savaş yıllarında araba lastiklerinden yapmışlar. En önemli özelliği ise çift taraflı giyilebilmesiymiş. Ayağı ters taraftan geçirdiğinizde tabandaki iz sizi gittiğiniz yönün aksine gidiyormuş gibi gösterirmiş ve Amerikalı askerler aksi istikamette sizi ararlarmış.

Savaş yaklaşık 20 yıl kadar sürmüş ve insanlar 20 yıl boyunca tünellerde yaşamak zorunda kalmışlar. 20 yıl boyunca karanlıkta da yetişebilen bir bitkinin köklerini kaynatıp yemişler. Yanında da bitki yeşil çay içmişler.

Alttaki fotoğrafta gördüğünüz kökleri kaynatıp üstte gördüğünüz hale getirmişler. Onu da az fındık kırığına batırıp çayla yemişler. İnanılır gibi değil. 20 sene, her öğün bu şekilde beslenmişler. Tadı tıpkı haşlanmış patates kıvamında.

Cu Chi Tunnels, Saigon, Temmuz 2018

Tünellere bu şekilde girdik. İçerisi aşırı karanlık ve çömelerek yürümek zorundasınız. Yaklaşık 10 metre kadar ilerleyip ilk çıkıştan çıktık. Dayanamadık. Düşünün ki insanlar 20 yıl orada yaşamış. Orası evleriymiş. Doğanlar olmuş, ölenler olmuş, genç girip yaşlanıp çıkmışlar. İnanılır gibi değil.

Cu Chi Tunnels, Saigon, Temmuz 2018

Fotoğrafta gördüğünüz tünellerdeki hastanelerin bir örneği.

Bu bölgede 12000 Vietnamlı, 22000 de Amerikalı ölmüş. Rehberimiz, Vietnamlıların çok sevgi dolu olduğunu, bütün insanları içten bir şekilde affettiklerini ve herkesi sevdiklerini söyledi. Çocukların bile yoldan geçen turistlere el sallamasının nedeninin bu sevgi olduğunu söyledi. Ayrıca çok çalıştıklarını, her yaştaki insanın çok çalıştığını  ve çalışmak zorunda olduklarını çünkü bir daha geriye gidemeyeceklerini söyledi.

Hiç bir yerde bu şekilde duygular yaşamadım. Bir yanda poligondan gelen gerçek silah sesleri, bir yanda savaşın gerçek izleri… İçim parçalandı. Asla tarif edemem.

Savaşta kullanılan gerçek bombalardan bazıları bunlar. Bu şekilde turu da bitirmiş olduk. Kesinlikle derin izler bırakan bir yerdi. Bazı insanların güle oynaya gezmelerine ve tankların tepelerine tırmanma yarışına girip 2 poz çekilmek için birbirlerini ittirmelerine de şaştım kaldım doğrusu. Demek ki, duygular farklılık gösterebiliyormuş.

Bu etkileyici turdan sonra öğle yemeğini yine tavsiye üzerine gittiğimiz Barbecue Garden’da yedik.

Barbecue Garden, Saigon,Temmuz 2018

Menüde çeşit boldu. Tek tek seçebileceğiniz mangallık ürünler olduğu gibi bu şekilde hazır tabaklar da vardı. Pişirmek istemeyenler içinse hazır yemekler de mevcuttu.

Barbecue Garden, Saigon,Temmuz 2018

Konsept şu şekilde ki,  Fotoğrafta gördüğünüz aslında bizim masamızın ortası. Masanın altında bir tüp var ve bu ızgara kısmı gazlı bir mangala dönüşüyor. Biz deniz mahsullü bir tabak isteidk. Et seçenekleri de mevcut ancak pek çoğunun içerisinde domuz da mevcut. Yemeyenler için aman dikkat!

Barbecue Garden, Saigon,Temmuz 2018

Tabakta sadece deniz mahsulü yok. Aynı zamanda pek çok sebze de vardı. Bir görevli bizim için barbeküyü yaktı ve hazırladı. Patlıcanları makas yardımıyla kesti. İlk partiyi o ateşe attı.

Barbecue Garden, Saigon,Temmuz 2018

Bir bamyanın mangalda bu denli güzel olabileceği aklımın ucundan geçmezdi. Tabakta soslu balık parçaları, karides, kalamar, bebek ahtapot ve çeşitli sebzeler vardı. Bence hiç biri çooook lezzetli değildi. Bir de Hanoi‘de yiyip bayıldığım spring rolllardan söyledik. O da güzeldi ama hala favorim Hanoi‘de göl kenarında yediklerimiz. 🙂

Saigon, namıdiğer Ho Chi Minh City seyahatim burada sonlandı. Barbecue Garden’da hesap 400000 Dong geldi.

Planladığımdan 1 gece daha erken döndüğümden kent içerisindeki tarihi binaları ve savaş müzesini gezemedim ama 3 gün bile bana pek çok şey kattı.

Saigon ve Hanoi’yi kıyaslayacak olursam, Saigon daha temiz bir şehirdi ama yine de her köşe başında gündüz ya da gece fark etmeden tuvaletini yapan erkekler görmeniz olası. Hatta bunun için devlet binalarının önünde uyarı tabelaları varmış . 🙂

Yeniden Birleşme Sarayı, Saigon, Temmuz 2018

Bir sonraki yazımda tekrar görüşmek dileğiyle. Hoşça kalın…

 

 

 

Şehir değiştirmesiyle birlikte mesleğine ara verip, farklı yerleri keşfetmeye daha fazla vakit ayıran, İstanbul'da bir İzmirli. :)

2 Yorum

  • Erim

    Merhaba, yazılarınızı ilgiyle okuyorum, Hanoi yazınızı ve bunu yeni okudum. Vietnam’a vize olduğunu bilmiyordum. Yıllık izinde vizesiz mizesiz atlayıp gidebilirdim, bilgi için teşekkürler.

    Ben işin tatil deniz kum güneş kısmındayım. Siz yemeklere çok ağırlık vermişsiniz 🙂 Zira deniz mahsüllerinden sadece ismi “balık” olanları yiyebiliyorum. Hele hele havuzdan canlı hayvan seçip yemek hiç bana göre değil malesef (nedense havuzdaki balıkla bile duygusal bağ kurabiliyorum :))) )

    Gürhan abimin chopstick kullanmasına sevindim. Hocam denizden, hatta sudan ne çıksa yiyor ben şahidim (timsah etine bayılır 😀 )

    Elinize aklınıza sağlık yazılarınızı ilgiyle takip edeceğim.

    İyi gezmeler ve iyi tatiller 🙂

    • peliningezigunlugu

      Merhabalar… Çok teşekkür ederim güzel yorumunuz için. Sanırım biz ailecek biraz boğazımıza düşkün olduğumuzdan yazıların büyük bir kısmı yemeklerle alakalı oluyor. 🙂 Hanoi ve Saigon’da rehberlerin söylediğine göre denize pek girilmiyormuş. Ha Long Bay’de yılın belli dönemlerinde girilebiliyormuş ama bizim gördüğümüz zamanda su pek berrak değildi. 🙂 Belki de başka bölgelerde giriliyordur da biz keşfedememişizdir. 🙂
      Vize kısmını ben de başka bloglarda okuyup öğrenmiştim yoksa benim de aklıma gelmezdi. 🙂
      Gürhan’ı az çok tanımışsınız. :)))
      Canlı havuzlar bence de pek hoş değil ama uzak doğuda maalesef çok yaygın 🙁
      Çok teşekkürler tekrardan. Görüşmek dileğiyle…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir