VİZESİZ SEYAHAT

SEUL: EN MERAK EDİLEN ŞEHİR!

Herkese merhabalar! Bu sefer sanırım en merak edilen yazımı yazıyorum; Seul! Dayanamayıp şubat sonunda yeni bir instagram hesabı açtım (peliningezigunlugu beklerim 🙂 ) ve bununla birlikte, eski tatillerimi anlatmaya başladım. Belki sıkılırsınız diye kısa kısa anlatıp geçiyordum ki, Seul’a gelince işler değişti! Resmen mesaj yağmuru! Heer bir detayı merak ettiğini söyleyenler o kadar çoğunluktaydı ki, attığım her adımı anlattım ve Seul’u bir kez daha beraber gezmiş olduk! Şimdi de en detaylı blog yazımı yazacağım. 4 gecelik tatili sayfalarca yazacağımı baştan söyleyeyim de, kahvenizi çayınızı alın ve ona göre okumaya başlayın. 🙂

Öncelikle genel olarak Seul seyahat detaylarından bahsedeyim. Seul’a, İstanbul’dan Türk Hava Yolları’nın direkt uçuşu var. Yolculuk yaklaşık 10 saat kadar sürüyor. Eşim havayolu çalışanı olduğundan bizim biletlerimiz indirimli oluyor. Bu sebepten bizim bilet fiyatlarımız pek kıstas olamıyor ama az önce baktığımda, biletlerin 5500 TL civarı olduğunu görüyorum. Tabii ki, şuan uçuş olmadığından ortalama bir fiyat vermişler. Yani yanıltıcı olabilir ama temmuz ağustos gibi uçuşların tekrar açılacağı söyleniyor. Eğer kafaya koyduysanız, o tarihlere bakıp net bi fiyat çıkarabilirsiniz.

Güney Kore, bizden vize talep etmiyor. 3 aya kadar, turistik amaçlı kalabiliyorsunuz. Kapıdan giriş de epeyce rahat. Adamlar sistemi epey iyi kurmuş. Belirli bir yerde çipli pasaportunuzu okutuyorsunuz, sonra görevliyle görüşüp ülkeye giriş yapıyorsunuz. Çok da uzun sürmüyor.

Bu arada dip not! Instagramda bir takipçim, şu ara giriş yapacaklar için, Güney Kore’nin her ülkeye vize uygulaması yaptığını yazmış. Ne kadar sürer, virüs süreci bitince geçer mi bilemiyoruz tabii.

Seul için uluslararası havalimanı Incheon’da. Incheon, merkeze metro aktarmalarıyla yaklaşık 1,5 saatlik mesafede. Ben eşimin iş seyahatine yancı olduğumdan, Incheon’da kaldık ama Seul’u gezmek isteyenler için hiç doğru bir seçenek değil. Mutlaka merkeze yakın bir yerde kalın. Kalacak yer merak edenler için, Gwangjang Market tarafı, hem metro ağına çok yakın, (Gerçi her yer metro ağı.) hem de fiyatlar Myeong-dong’a göre biraz daha uygun. Sadece etraf biraz iş yeri ağırlıklı. Daha çok kuyumculuk merkezi gibi. (Bu arada Seul dünyada da kuyumculukta en önemli yerde.) Otel tavsiyesi olarak o bölgede Atrium Jongno Otel olabilir. Hem temiz, hem de orta derecede lüks. Otelin bulunduğu Jongno-gu bölgesi de saraylara neredeyse yürüme mesafesinde. Daha farklı otel seçeneği isterseniz burada!

Myeong-dong ise Seul’da alışverişin kalbi gibi. Oraya yakın olan kalacak yerler de bütçe açısından oldukça seçenekli. Hosteller de epey yaygın. Gece dışarıda takılırım diyenlerdenseniz, buralarda kalmak daha mantıklı olabilir. Metroyla falan uğraşmazsınız. Otel ve hostel seçeneklerine de Buradan ulaşabilirsiniz.

Bir de konuk evleri baya yaygındı. Geleneksel Kore evlerinde kalmak da keyifli olabilir. Ortak banyolu olanlarda fiyatlar uygunken, daha lükse kaçanlarda fiyatlar epey yükselebiliyor. Yine yukarıdaki linklerde farklı seçenekler var.

Biz geçen mayıs ayında gitmiştik. O yüzden yazacağım fiyatlar hep 1 sene öncesinin fiyatları. Mesela Atrium Hotel’e bakmıştım. O zaman 3 gece için 2 kişi 1000 TL kadardı. Şimdi biraz değişmiş gözüküyor. Tabii ki, şu an kur farkı da epey oldu. Bu korona bizi her anlamda yaktı!

Gelelim para dengesine! Bize göre pahalı mı değil mi? Bizim ülkemize göre, market fiyatları az pahalı. Gerçi bazı sebze meyveler daha uygundu ama geneli epey fiyatlı. Mesela Starbucks’ta kahve, meyve suyu ve tek tatlıya 75 TL civarı ödedik. Buraya göre daha pahalı diyebiliriz. Bütçe meselesi şöyle ki, sokaktan yerseniz, restoranlara falan takılmazsanız, az alışveriş yaparsanız eğer, 5 gece için konaklama dahil, uçak bileti hariç kişi başı 2000 TL ye çıkabilirsiniz ama hostel tarzı yerlerde konaklarsanız. Eğer ortalama lükslükte bir tatil isterseniz, 3500-4000 TL rahat gider. Ben lüksü seviyorum iyi bir otel, deli kozmetik alışverişi derseniz eğer, üst limit yok! 🙂

1.GÜN:

Seul’a biz İstanbul Havalimanı’ndan direkt uçtuk. Akşam saatlerinde başlayan uçuşumuzla, öğleden sonra Seul’daydık. Uçuş uzun sürünce tabii, dinlenmek için otele geçtik. (Az dinlenelim derken az kalsın ertesi gün uyanacakmışım. 🙂 ) Daha önce bahsettiğim gibi otelimiz Incheon’da, havalimanına yakın sayılabilecek mesafedeki, Orakai Songdo Park Hotel’di.

İlk gün şansımıza hava baya kötü olsa da, sonraki günler baya iyiydi. (Gerçi mont taşımayalım diye geceleri donduk ama olsundu.)

Akşam yemeği için otele yakın olan Dino’ya gitmek için plan yaptık ama öncesinde, yol üzerinde An’s Bakery’e uğrayıp ne var ne yok bi baktık. 🙂

Seul, hamurişi cenneti. Bu fırın da dibimin düştüğü yerlerden! Akşam üzeri, fırından yeni çıkmış ürünlerden tadımlık koyuyorlar ve siz istediğinizi tadıp, beğenirseniz alıyorsunuz.

An’s Bakery, Incheon, Mayıs 2019

Biz bol bol tadım yapıp alışverişi son gün yaptık. 🙂 Ürünler çok fena! Neler aldığımı son gün anlatımımda görürsünüz. 😛

Şimdi size biraz Dino’dan ve mangal kültüründen bahsedeyim. 🙂 Kore’de gerçekten kendin pişir kendin ye olayı çok meşhur. Pek çok etçide, masaların ortasında koca bir mangal, etlerinizi seçiyorsunuz ve kendiniz pişirip yiyorsunuz. Bir benzerini Ho Chi Minh’de yapmıştık. Görmeyenler, buraya!

Dino, pek çok restorana oranla, daha ekonomik olduğundan epey iş yapıyor. Sabit bir fiyat ödüyorsunuz ve açık büfeden istediğiniz kadar et ve garnitür alabiliyorsunuz. Kişi başı yaklaşık 22000 won ödüyorsunuz. Bu da geçen sene yaklaşık 100 TL kadardı, şu anki kurla yaklaşık 125 TL olmuş.

Fotoğrafta gördüğünüz gibi, mangalınızı hazırlıyorlar. Sonrası sizin keyfinize kalmış. Et seçeneklerini de hemen söyleyeyim, domuz eti ve dana etinin pek çok çeşidi vardı. Altta tabakta gördüğünüz soslu olan ise pirinç keki. Çok ama çok yaygın olarak tüketiliyor. Bir de kimchee var ki, o da bizim klasik turşular gibi ama epeyce acı. Yalnız alışınca bırakamıyorsunuz. Fena bi bağımlılık vallahi!

Dino’dan, Nusret’ten çıkan Bülent Ersoy gibi çıktım. 🙂 Ne kadar et yediğimi hatırlayamıyorum. 2 tepeleme tabak falan heralde! Çok şükür 2 canlıydım da bahanem vardı.

Dino’dan sonrası, kalabalık grubumuzla Caligari Brewing’e bişeyler içmeye gittik. Bana tabii ki en alkolsüzünden bi tane kokteyl. 🙂

Bir takipçim, Korelilerin çok sıkı içtiğini söylemişti. Gerçekten çok fazla içiyorlar. Akşam saatinde her köşede kollarda giden birilerini görmek mümkün. 🙂 Ama çok kendi halinde insanlar oldukları için etrafa hiç bir rahatsızlıkları yok.

Caligari’de oldukça hoş, daha çok lokallerin geldiği, kaliteli bi yer. Değişik bişeyler peşindeyseniz, grubun çoğunluğu gibi, ağız kısmı tarçına bulanmış Kozel içebilirsiniz. Tadamadım ama pek bana göre olmayan bişey kanımca.

Caligari Brewing, Incheon, Mayıs 2019

Gelelim fiyatlara. (Bu arada instagramda en çok sorduğunuz şey maddi kısımlar olduğu için not aldığım her şeyin fiyatlarını yazmaya gayret edeceğim.) Biralar 5000- 7000 won aralığındaydı. (5 dolar civarı)

Yaklaşık 1-2 saat de burada takıldıktan sonra hoop otele! Muhtemelen yolunuz Incheon’a düşmez ama düşecek olursa, uçak falan bekleyecek olursanız, Dino’da bir yemek yiyin ve beni hatırlayın. 🙂

2.GÜN:

İkinci gün, kahvaltıyı otelin üst katlarında manzaraya karşı yaptık. (Sanki bize özel de hava atmış gibi olmuşum 🙂 ) Bir gün önceye göre hava muhteşemdi. Kahvaltı açık büfe olunca ve söz konusu Uzak Doğu mutfağı olunca kendimi kaybetmişim. Gerisi hakkında konuşmak istemiyorum sadece fotoğraf paylaşayım. 🙂

Orakai Songdo Park Hotel, Incheon, Mayıs 2019

Kahvaltı sonrası koşarak merkeze indik. Koşarak dediysem yaklaşık 1,5 saatlik metro yolculuğundan bahsediyorum. 🙂 Seul’da metro ağı acayip gelişmiş. O kadar komplike bir ağ var ki, ilk gidenlerin hepsi bir kaç kez kaybolmuş. 🙂 Ama sıkı durun, size en iyi tüyoyu veriyorum! “Subway Korea” uygulaması! Her derde deva vallahi. Her yere özgürce gidebilirsiniz. Hem çevrimdışı da çalışan bir uygulama, hem de sizi durak durak takip ettiği için kaybolma olasılığınız neredeyse hiç yok. Hangi durakta inip, hangi aktarmayı yapacağınızı falan çok net anlatmış.

Metronun bahsi açılmışken azıcık özet geçeyim,

  • Her metro istasyonunda, bilet almanız için makineler var, görevli hiç görmedim.
  • Makinelerde İngilizce veya Korece olarak devam ediyorsunuz. İneceğiniz durağı seçiyorsunuz ve o size gereken bileti basıyor. Nakit para olarak maksimum kabul ettiği yanlış hatırlamıyorsam 50000 wondu. Daha büyük bir paranız varsa, hemen yanında para bozma makineleri var. Onları kullanabilirsiniz.
  • Metro kartını gideceğiniz yönde kullandınız, artık işiniz bittiyse eğer, depozitosunu alabileceğiniz makineler var. Kartı verdiğinizde size 50 won geri veriyor.
Seul, Mayıs 2019
  • Metroyla tek yönde merkeze inerken (Incheon’dan yaklaşık 1,5 saat sürdü ve Gwangjang Market’e kadar 2 aktarma yapmıştık.) 2 kişi için 5100 won vermiştik. Yani 4,5 dolar kadar tek yön. O zaman 28 TL civarı ediyordu.
  • Biz Transportation Card olarak geçen ulaşım kartlarından almamıştık çünkü programımız ve benim kaç gün kalacağım belli değildi. Ama daha ekonomik olacağını düşünüyorum. Bilgi almak isterseniz burada! Hem müzeleri de içeren bazı paketler de olabiliyor. Bakmaya değer.
  • Bu arada, metrolarda bol aktarma yapacağınızdan, ne olur ne olmaz diye son metro saatlerini iyi araştırın. Son dakikaya kalırsanız son metroları kaçırıp aktarma merkezlerinde kalmayasanız. 🙂 Çünkü şehir gece çok büyülü. İnsanın otele gidesi gelmiyor vallahi de. Kendinizi kaybetmeniz çok olası.
  • Ha bir de unutmadan, metronun her vagonunda, en son koltuklar yaşlılara ayrılmış. Ara kısımda da hamilelere ayrılmış koltuklar mevcut. Ne kadar kalabalık olursa olsun, hiç kimse oturmuyor. Ben epey rahat etmiştim. Hiç ayakta kalmadım diyebilirim.

Hemen 2.gün rotamızı anlatmaya başlıyorum. İlk olarak, benim gibi milyoncu ve sokak yemeği düşkünlerinin aklını yitireceği Gwangjang Market’e gittik. Sonrasında da Gangnam’ı gezdik.

Öncelikle şunu söylemeliyim ki, Seul epey yoğun bir şehir. İstanbul gibi, her ilçesi başka bir merkez gibi düşünün. O yüzden, konaklamanızı ayarlarken de, nerelerde daha çok vakit geçirirsiniz ona karar verin ve ona göre ayarlayın.

Gwangjang Market, en ünlü çarşılardan. İçerisinde hanbok (yerel kıyafetler) satan mağazalardan tutun, sokak yemeklerine, kumaş satanlardan, milyonculara kadar her tip dükkan var. İsterseniz baharatçılardan alışveriş yapın, isterseniz oturup bişeyler yiyip için. Ben aşırı keyif aldım. Çook kalabalık olduğunu söylemeden geçmeyeyim. Özellikle yeme içme kısmı epey fenaydı. Herkes dipdibe dipdibe. Eğer öğle yemeği de yemek istiyorsanız, yarım gününüzü burada rahatlıkla geçirebilirsiniz. Dükkanların videosunu IGTV’ye attım. Buradan izleyebilirsiniz. 🙂

Malum taaa Incheon’da konaklayınca, 1,5 saatlik metro yolculuğunun ardından Gwangjang Market’e aç biilaç vardık. Yukarıda da anlattığım gibi, her bir köşesi efsane! Önce detaylıca gezdik, sonra yetmedi oturup yemek yedik. (Saat 11.30 falandı ama olsundu. Uzak Doğu mutfağı için hiç bir zaman erken saat değildi. 🙂 )

Yediklerimizden biraz bahsedecek olursam,

  • Kırmızı soslu olan şey, pirinç keki. Kore mutfağında öne çıkanlardan. Her yerde, her restoranda görebilirsiniz. Deli gibi tüketiyorlar. Sanki sert ve kayışımsı kalın bir makarna gibi düşünün. Çiğnerken insanın içini gıcıklasa da, enteresan bişey. Sanırım sevdim. 🙂 (Kore’de ismi Tteokbokki)
  • Pirinç kekinin yanındaki, sebzeli suşi. Hamileyken çiğ deniz mahsüllleri yasak olduğu için bunu tercih etmiştim ve kandırdı diyebilirim. İçinde avokado falan var. Normalde klasik suşiler hala tercihim ama o zaman iyi geldiydi. 🙂
  • Sebzeli noodle, Uzak Doğu mutfağının klasiği! Farklı ülkelerde, deniz mahsüllü ve etlisini çokça denemiştim ama sebzelisi de hiç fena değil doğrusu!
  • Veee favorim olan mantılar! Biz yengeçli ve karidesli 2 çeşidini yedik. Daha önce benzerini Vietnam’da yemiştim. Çin mantısı olarak geçiyordu ama şekli bambaşkaydı. Zaten Uzak Doğu mutfağı epey iç içe geçmiş şekilde. Vietnam’da yediğinizi biraz farklı Kore’de, orada yediğinizi Phuket’te yemeniz mümkün. Ben bu mantılara bittim! (Bu arada Kore’de de mandu diye geçiyor.) Siz de yiyiverin gitsin!

Yiyip içtikten sonra, uygun fiyata hediyeliklerin olduğu, milyoncuları gezdik. Kore yazan özel chop sticklerden almıştım kendime. Bir de çok tatlı hanbok şeklinde magnetler. Instagram hesabımda Seul’a o kadar çok ilgi geldi ki, teşekkür etmek için bunları çekilişle size hediye etmek istedim. 🙂 Bu yazı yayınlanınca instagramda duyuracağım ve orada paylaştığım postla bir çekiliş düzenleyeceğim. Beklerim. 🙂

Öğleden sonra, yine atladık metroya. Bu sefer istikamet, meşhur şarkısıyla yıllarımızı geçirdiğimiz Gangnam! =)

Gangnam, bana göre Seul’da gördüğüm yerler arasındaki en havalı bölge! Topuklu ayakkabılar, blazerlar giymiş plaza insanlarını en çok burada gördüm. Genel olarak, Kore insanları acayip bakımlı ve temiz. 7’den 70’e herkesin saçı başı tertemiz, süsü püsü yerinde, erkekler tıraşlı, kadınlar deseniz rujunu eksik etmeyen cinstendi. (Bir takipçim, hikayelerime, “Sanırım kel adam yok.” yazmıştı. Gerçekten hiç görmedim desem 🙂 )

Neyse biz Gangnam’a dönelim. Gangnam, bir nevi İstanbul’un Nişantaşı-Etiler bölgesi gibi ama çok daha kalabalık bir çarşı halinde. Dev gökdelenlerin olduğu, Maslak gibi bir cadde ve o caddenin ara sokaklarında barlar, restoranlar ve dükkanlar var.

Gangnam’a öğleden sonra gidip akşam saatlerine kadar kaldık. Mayıs ayı olmasına ve gündüzleri çok sıcak olmasına rağmen, geceleri epey serin olabiliyormuş. Gündüz şortla gezerken, geceleri mutlaka ceket pantolon lazım. Biz tabii ki ceket taşımak istemeyenler olarak, tarafımızı seçip donduk. 🙂

Gangnam epey büyük bir yer. İsterseniz 1 tam gün bile geçirilebilirsiniz ama yarım gün de keyif almanıza yeterli. Turistlerin çok sevdiği (Ufacık şemsiye kılıfına giren montları var.) Uniqlo’nun falan mağazası var. Kozmetikçiler burada da ön planda olsa da, hayat daha çok yeme içme ve barlar üzerine kurulmuş.

Biz de az gezdikten sonra, karnımız epeyce tok olduğundan, ( Çünkü bütün Gwangjang Market’i yemiştik.) Starbucks’ta bir kahve molası verelim dedik.

Küçük boy bir kahve, meyve suyu ve tatlıya ise yaklaşık 80 TL ödedik. Instagram’da en çok sorduğunuz sorulardan biri bizim paramızın değeriydi. Maalesef döviz kurlarından dolayı alım gücümüz birazcıcık düşük kalıyor.

Gangnam’da neler ağırlıklı?

  • Miniso’ya benzer dükkanların devasa boyutlarda olanları var. İçerisinde kozmetikten yiyeceğe her şeyi barındıran, 3-4 katlı marketler var. Hepsini kısa kısa da olsa gezdik.
  • Meraklısı için “nail art”ın dibi! Harika tırnak stickerları, taşlar, süslemeler vardı. Ben de stickerlardan 1 paket aldım. 5 TL falandı

Kozmetik deli dehşet ucuz. Kapıda bedava maske dağıtanlar bile vardı. Ben alışverişi Myeong-dong’tan yaptım. Çok da bir şey alamadım. Kozmetikte çalışan kime denk gelsem, İngilizcesi az zayıftı ve hamile olduğum için sonrasında da emzirme dönemine gireceğim için herhangi bir kimyasal içeren ürün kullanamayacağımdan, sadece bir kaç maske satın aldım. Onların da bir kısmı yine instagram çekilişimde olacak! 🙂

Gangnam’ı alt üst ettikten sonra, gezerken gözüme çarpan Chicago Pizza’da kendimizi bulduk. Daha önce olsa, Uzak Doğu’da pizza mı yenir diye söylenirdim ama hormonlarım beni dinlemedi. 🙂

2. katta, balkon kısmından caddeyi izleyebileceğiniz güzel bir mekan. Tart hamuru gibi kalın bir hamurla yapılmış çok enteresan pizzaları var. En meşhur olanı, domates soslu peynirli. Margherita demeye dilim varmıyor çünkü epey farklı. Buyurun bir de siz değerlendirin. 🙂

Pizza bayaa iyiydi. Biz küçük boy söylemiştik ve ikimizi de tıka basa doyurdu. (Bi de biz yani 🙂 Küçük boyu 25000 wondu. (20 dolar kadar) Daha büyük boyu ise 50000 won!

Aslında epey fiyatlı gözükebilir ama 2 kişi için bu fiyat diye de düşünebiliriz. İşte tam da bu sebepten ne kadar bütçe ayıralım sorularına net bir şekilde cevap veremiyorum. Tek pizzaya 150 TL’de verebiliyorsunuz, ya da sokak lezzetleriyle 2 kişi tıka basa 70 TL’ye de doyabiliyorsunuz. O yüzden tercihlerinize göre bütçe olayı inanılmaz değişken.

Hani donmayı seçmiştik ya, zatürre olmayalım bari diyip metro saatlerini de düşünerek otele döndük.

3.GÜN:

Seyahatlerimde, genellikle ilk olarak şehir turuna çıkarım. (Hop on Hop off gibi otobüslerle) Şehri bir güzel gezip, anlatılanları dinleyip, indi bindi yaparak önemli yerleri gezer, metrolarla aktarmalarla da uğraşmamış olurum. Ama Seul’da bu süreç azıcık şaştı. Namsan Tower, ya da N Tower, Seul’u tepeden görebileceğiniz güzel bir manzara noktası. Buraya ya sarı renkli 2,3 ve 5 numaralı otobüslerle gelebiliyorsunuz, ya da city tour (şehir turu) otobüsleriyle. Fark şu ki, normal otobüsler sizi biraz aşağıda bırakırken, şehir turu otobüsleri en yukarıya, kulenin önüne kadar çıkarıyor. Biz de yürüyüş yolunda nasıl bir şeyle karşılaşacağımızı bilmediğimizden, riske atmayıp şehir turuna çıkalım dedik.

Tura sabah saatlerinde, Koreana Hotel’in önünden katıldık. Kahvaltıyı metro istasyonundaki bir fırından aldıklarımızla yolda yapmayı tercih ettik. Ne de olsa şehir turu günlerinde zaman kıymetliydi. 🙂 Sınırsız indi bindi yapabildiğiniz için, bu tip turlara ne kadar erkenden başlarsanız o kadar iyi.

İlk durak, N-Tower, yani nam-ı diğer Namson Tower olacaktı. Tur otobüsünde, size kulaklık veriyorlar ve koltukta bulunan ses girişinden, otobüsün geçtiği yerlerdeki anlatımları dinleyebiliyorsunuz. Gittiğimiz ülkelerde genelde hep İngilizce dinlemek zorunda kalırdık ama ilk defa Kore’de Türkçe anlatıma denk geldik. Bütün Seul’u güzelce, anlaya anlaya gezdik. Otobüslerin üstü ve yanları açık ama brandayla örtülmüştü. Mayıs ayı epey sıcak olduğundan bütün şehri püfür püfür gezmek vallahi de iyi geldi.

Seul, Mayıs 2019

Namsan Tower ilk durak demiştim ya, önce Namsangol Hanok Village’e uğradık. Eski tip Kore evlerini gördük. Bir de güzel mi güzel bahçesi var. Oldukça fotojenik. Burada günde 3 kez, geleneksel nikah kıyılıyormuş. Denk gelirseniz izlenebilir belki de. Biz sadece etrafı gezdik, bol bol fotoğraf çekildik.

Bu arada, otobüse bindik, 2 durak sonra şans o ki, bozuldu! Hemen başka otobüse aktarma yaptık. Tabii ki tıkış tıkış. O yüzden hemen Namsangol’da indik ki hem etrafı gezelim, hem de daha boş bir otobüsle devam edelim dedik.

Geleneksel yapıları ilk kez görünce büyülendik elbette. Kore’deki tarihi yapıların mimarisi gerçekten inanılmaz! Ama Bukchon Hanok Village ve sarayları görünce burası da neymiş dedim. Onlar apayrı!

Burada çok fazla vakit geçirmemişizdir. Yarım saat kadar bence yeterli. Sonrasında asıl manzara noktası N-Tower’a geçtik. Tabii ki tekrar otobüsle! Namsan Tower’a ya klasik otobüsle, ya da tur otobüsüyle çıkabileceğinizi ama normal otobüslerin sizi aşağıda indireceğinden bahsetmiştim. Tur otobüsüyle çıkmazsanız o aradaki yolu yürümeniz lazım demiştim. Yol muhteşem! Yeşillikler arasında, harika bir yol ama en az 15-20 dk sürer diye düşünüyorum. Bir de yokuş çıkıyorsunuz. Biraz yorucu olabilir ama yürümesi keyifli. Tabii ki vaktiniz varsa!

Tepeye çıktık diyelim bizi neler bekliyor? Öncelikle Namsan Tower dediğimiz kule, aslında bir televizyon gözlem kulesi. Seul’un en yüksek noktası olarak ün saldığından, manzara izleme noktası olarak turistik amaçla da kullanılıyor. Yüksekliği 236 metre! Yukarıda kafeler, hediyelik eşya dükkanları var. Aynı zamanda kulenin etrafı tamamen cam olduğundan 360 derece manzara izleyebiliyorsunuz. Kalabalık sizi pek etkilemiyor çünkü belirli sayıda insanla ve görevliyle asansöre biniyorsunuz.

Giriş kısmında, tamamen OLED televizyonlardan oluşmuş bir tünelden geçiyorsunuz ve burada inanılmaz bir ışık yağmuru var! Çok çok keyifli olmuş, iyi düşünülmüş. Sonrasında biletinizi alıp görevliyle asansöre biniyorsunuz. Bu sefer asansörün tavanında ekran var ve sanki atmosferden uzaya fırlatılıyormuşsunuz gibi bir animasyon dönüyor. Böylelikle, uzun olan asansör yolculuğu da eğlenceli bir hale dönüşmüş.

Seul’u tepeden izlemek bana çook etkileyici gelmedi açıkçası ama oraya kadar gitmişken, görmekte fayda var. Kulede en çok etkilendiğim yer neresi diye soracak olursanız, o da tuvalet! =) Adamlar tuvalet konusunu zaten epey önemsiyorlar. Otelimizde uzay mekiği gibi bol tuşlu ve ısıtmalı bir tuvalet vardı. Gittiğimiz AVM’de de, tuvaletin yanında dezenfektan ve özel mendil vardı ki, dezenfekte edip kullanalım diye ama manzaralı tuvalet hayatımda ilk defa gördüm ve sanırım başka da göremem. 🙂

Namsan Tower,Seul,Mayıs 2019

Hemen Namsan Tower’ın ücretinden de bahsedeyim. Bu manzaralı tuvalete çıkmak için 🙂 şaka şaka kuleye çıkmak için kişi başı 10000 won ödeniyor. Yani 8 dolar civarı. Şu aralar dolardan TL ye çevirip moralimizi bozmayalım. 🙂

Aşağıya indiğimizdeyse samuray gösterisi vardı. Kılıçlar falan epey etkileyici! İzlemek isterseniz instagram hesabımda Seul hikayelerime sabitledim. 🙂

Tur otobüsüyle bu sefer çok özel bir yerde indik. Dongdaemun Design Plaza! Ünlü Dongdaemun Market’in oralarda. Görmemek mümkün değil zaten! Devasa büyüklükte ve sanki uzaydan gelme gibi bir yapı! İçerisi tamamen tasarımlarla dolu, mutlaka gezilesi görülesi yer! Giriş ücretsiz. İçeride sadece tasarım ürünlerin satıldığı dükkanlar da var. Bişeyler almasanız bile, tek tek detaylıca inceleyin derim. Bahçesi bi harika! Çok tatlı bir piyano var ve herkes sırayla oturup mini mini konserler veriyor. (Gürhan’ın Bohemian Rhapsody’sine selam olsun 🙂 )

Dongdaemun Market, en popüler marketlerden biri. Biz de gidip tabiri caizse şöyle bir kapıdan bakıp çıktık. Gwangjang Market’ın bir benzeri olduğu için çok vakit kaybetmek istemedik açıkçası. O yüzden koşarak ver elini Myeong-dong! (Alışverişin kalbiydi çünkü. )

Myeong-dong, en ünlü alışveriş caddelerinden. Bizim İstiklal Caddesi’nin devasa boyutlusunu düşünün. (Büyüklük olarak bilemeyeceğimmm amaa dükkan sayısı ve yoğunluğu çok fazla!) Sabahtan sokak tezgahları pek açık olmasa da, akşama doğru tam bir yemek şöleni! 🙂

Biz öğlen saatlerinde gidip çok tavsiye edilen pilavcıyı bulduk. Sonrasında bir güzel tavuklu pilavımızı pişirip yedik. 😛 (Detaylı videosunu IGTV’de izlemeniz önerisini de şuraya bırakıyorum 🙂 )

Kızarmış pirinç olarak da adlandırılan, benimse tavuklu pilav diye kısa yoldan bahsettiğim yemek şöyle ki, ortaya sac geliyor ve çalışan arkadaş, seçtiğiniz çeşide göre malzemeleri getiriyor. Biz tavuklu yemiştik. Baharatlı tavuk, sebzeler ve pirinç geliyor ve sırayla ortada pişirerek size servis ediyorlar. Instagramda da söylediğim gibi Seul’da en sevdiğim yemek olur kendileri! O kadar sevdim ki, ertesi gün tekrar Myeong-dong’a gitme sebebimiz oldu.

– Ne yapsak ki bugün?

-E hadi Myeong-dong’a gidip pilav yiyelim! 🙂

Gerçekten epey lezzetli! Sanki bildiğimiz tavuk bile farklı bir tat! Burası mutlaka listelere eklenmeli!

Pilavcı konusunda hem fikirsek eğer, Myeong-dong’un gösterişli sokaklarına dönebiliriz. 🙂

Tammm anlamıyla hem de tam anlamıyla bayıldığım her şey Myeong-dong’da birleşmiş sanki. Orta lükslükteki Uzak Doğu kültürünü yansıtıyor. (Gangnam’a göre kıyaslanınca orta lükslük.)

Bir kere, aşırı kalabalık olduğundan bahsetmeliyim. Sıra sıra dükkanlar dizilmiş. Renkli ışıklı tabelalarda Korece yazılar yanıp sönerken, ışıklı sokak tezgahları da ortada bu ortama eşlik etmiş. (Ne şairane konuştum be 🙂 )

Myeong-dong’ta sizi neler bekliyor?

  • Her köşe kozmetik dükkanı ve kapıda bile bedava maske dağıtıyorlar.
  • Kozmetik mağazası olmayan yerler de teknoloji dükkanları ve milyoncular! ❤
  • Bu arada giyim mağazaları da baş döndürücü ama malum beni pek cezbedemedi çünkü bedenimin nasıl değişeceğini bilemediydim.
  • Ama beni cezbeden şey, sokak yemekleri! Meyveden dondurmaya, kızarmışlardan noodle çeşitlerine kadar her şey vardı ki, ben hamileyken kızarmış şeylerden uzak durduğumdan yiyemedim! 😑

Peki yiyecek o kadar güzel şey varken benim canımın kumpir patatesi kıvamındaki tatlı patatesten çekmesi! 🙂

Daha önce giden herkesin neden Myeong-dong’ bayılıp tekrar tekrar her gününü orada geçirmek istediğini anladım. Gerçekten büyülü bir yer! Özellikle akşam saatlerinde daha hoş olduğu için, gece dışarıda olmak istiyorsanız mutlaka yakınlarında bir konaklama yeri bulun deme sebebim de bundan!

Kırtasiye düşkünü olanların aklını oynatacağı dev dükkanlar, anime severleri bayıltacak oyuncaklar hep buralarda! Gerçekten alışveriş yapmayı kafaya koyduysanız 2 tane boş büyük bavulla gidin derim. 🙂

Myeong-dong, Seul, Mayıs 2019

Gelelim şu kozmetik işine. 🙂 Alışverişi Myeong-dong’tan yaptığımdan bahsetmiştim. Kısaca listeleyeyim.

  • Nature Republic, herkesin bayıldığı ünlü markalardan. Özellikle Seul’a giden arkadaşlarımın torbalar dolusu alışveriş yaptığı bir yer. Anti-aging kremleri uygun fiyatlıymış ve çok çok iyiymiş. Özellikle salyangoz kremleri.
  • Maskelerden de salyangoz, plasenta ve ballı maskeler her marka için oldukça popüler. Ben de bir kaç farklı yerden farklı farklı edindim.
  • Sadece maske satan mağaza bile gördüm! Cilt bakımına inanılmaz önem veriyorlar zaten. Metroda falan bütün kadınlar aynasını çıkarıp uzun uzun kendine bakıyor! 😅
  • Maskelerin 10’lu 20’li paketleri daha uyguna geliyor. Eşe dosta da dağıtırım derseniz öyle almak daha avantajlı. Ama yine de 1 TL ye bile maske var. Ortalama 5 TL. Kozmetik alışverişi yaparsanız da, torbanıza maske hediyesi koyabiliyorlar.
  • 1 alana 1 bedava kampanyaları epey yaygın ve böylelikle kremler falan çok daha uyguna geliyor.
  • Aloe vera jelleri her yerde! Metro istasyonlarında yerlerde bile satılıyor. Nature Republic ve Holika Holika’nın jellerini deneyen ben, Holika Holika’yı kesinlikle daha çok beğendim. %99 luk olanı, efsane bence! Yanık izlerinde hatta sivilcelerde bile işe yarıyor. Yaklaşık 50 mllik 10’lu paketleri var. 100 TL civarına gelmişti. Hediyelik olarak da harika.
  • Makyaj için de Holika Holika’nın tekli farlarından almıştım. O da yanlış hatırlamıyorsam 10-15 TL civarıydı. Onu da çok beğendim. Kalıcılığı ve dağılışı çok güzel.

Tiger Sugar diye kahve dükkanı misali bir yerin önünde Gangnam’da da burada da deli kuyruk vardı. Biz de merakımıza yenik düşüp sıra bekledik. Meğer bildiğiniz içi baloncuklu, şekerli kahvemsi bişeymiş. Google’a sorunca da Tayvan markasıymış ve aşırı ünlüymüş! Bana göre bişeye benzemiyor! 🙂 O jelibonumsu baloncuklar aşırı derecede yapay. Okulların karşısında eskiden böyle renkli boyalı içecekler satılırdı ya, onlar kadar yapay 🙂

Mayıs ayı olmasına rağmen gündüzleri sıcakken akşamları ceket istiyor demiştim. Biz de yine donduğumuz için belli bir saatte otele döndük. O yüzden de doyamayıp ertesi gün bumerang misali tekrar geldik. 🙂

4.GÜN:

4.gün sarayları gezerek Kore’ye hayran oldum diyebilirim. 😍 Sabahın köründe döküldük yine yollara. Vakit nakittir misali, kargalarla biz. 🙂 O kadar erken gitmişiz ki saraylar bile açılmamış. 🙂

Kahvaltıyı saraylara yakın bir kafede harika bir kruvasan ve kahveyle yaptık. Bir de güzel bir bagel yanı ufak bir reçel.

Mekan aşırı tatlı. Hem çok modern, ama aynı zamanda da içeride pek çok antika eşya var.

Burada da kahve içerken beni hatırlayın. 🙂

Kafeyle sarayların arası yürüme mesafesi. Eğer öğle yemeği yemek isterseniz, Gwangjang Market’ta aynı bölgede. Saraylarla Bukchon Hanok Village için yarım günden fazlasını ayırmanızı öneririm. Hatta çevrede bulunan dükkanlardan hanbok (yerel kıyafet) kiralayarak harika fotoğraflar da çekilebilirsiniz. (Hamilelikten dolayı ben hiç niyetine girmediğimden fiyatları bilmiyorum ancak, hanbok kiralayanların, sarayları ücretsiz gezebildiğine dair bir yazı okumuştum. Instagramda bir takipçim onaylamış,doğruymuş 🙂 )

Chagdeokgung Sarayı, Gyeongbokgung Sarayı ve Bukchon Hanok Village aynı bölgedeler. Hepsini yürüyerek (ama iyi bir yürüyüşle) peş peşe gezebilirsiniz.

Biz ilk olarak Chagdeokgung Sarayı’na gittik. Burası kralın yazlık sarayıymış. Çok ünlü bir bahçesi var ama yalnızca belirli saatlerde, çok az kişiyle ve belirli dillerde rehber var ve sadece rehberle gezebiliyorsunuz. Mesela biz sabah saatlerinde gitmiştik ve o saatte Çince konuşan rehber, grubuyla birlikte içeri girmişti. İngilizce konuşan yanlış hatırlamıyorsam saat 14.30’da vardı ve biz de o kadar süre beklemek istemediğimizden, Bukchon’a geçmiştik. Saraya giriş için ücret ödüyorsunuz, bahçeye girmek istiyorsanız da ayrıca bir ödeme yapmanız gerekiyor.

Bence ilk olarak yazlık saraya girmek mantıklı olan. Çünkü sabah erken saat olduğu için mi, yoksa diğer saray daha popüler olduğu için mi bilemiyorum, yazlık saray çok daha boştu. Özgürce her köşesinde fotoğraf çekildik. Keyiflice gezdik. Mimarilerini doyasıya inceledik ve her bir ayrıntıya hayran kaldık. İç kısımlara girmek yasak ama detaylar dışarıdan bile büyüleyici.

Çatıların uç kısımlarında genelde ejderha süslemeleri var. Hatta bazılarında ejderhadan başlayıp 2 ayaklı varlığa doğru giden farklı farklı heykelcikler var. Sanki evrimi anlatır misali… Hatta bir yerde ejderhadan evrildiğimize inanıyorlarmış diye okumuştum ama pek emin olamadığımdan ne desem boş. 🙂

Yazlık sarayın her bir köşesini gezip fotoğraflamak istiyorsanız eğer, rahat 1-1,5 saat gezersiniz. Bir de bahçeyi gezmek isterseniz, bir o kadar daha ekleyin.

Yazlık saray sonrası, benim Seul’da en vurulduğum, bakmalara, fotoğraflamaya doyamadığım Bukchon’a geçtik. Zaten hepsi yanyana demiştim. Bukchon Hanok Village, geleneksel Kore evlerinin oluşturduğu bir mahalle ve hepsi de inanılmaz güzel restore edilmiş. Evlerde yaşayanlar olduğundan, her köşe başında turistlerin sessiz olması için uyaran görevliler var. Konuşmak, bağırmak, gülmek yasak!

Bukchon’da gezmek, sanki film setinde gezmek gibi. Hanboklarla gezenler, tarihi sokaklar, rengarenk çiçekli bahçeler, bu güzel evlerden çevrilmiş restoranlar… Her bir köşesi fotoğraflık, her bir detayı hafızaya kazımalık!

Ben yemek için yeniden pilavcıya bilendiğimden, Bukchon’da yemedik. Aslında hayalim güzel bir yerde bibimbap yemekti ama içindeki yumurta tam pişmiyormuş, hatta etler de çiğmiş ve genelde de domuz eti oluyormuş. (İnternette pek çok farklı tarif görsem de, Kore’de sorduğum her yerden aynı cevabı aldım. ) O yüzden üzülerek yiyemedim. Bukchon’un sokak başlarındaki restoranlar bibimbap yemek için iyi alternatifler olabilir. (Bu arada bibimbapın dünyanın en lezzetli 50 yemeği arasında 40. sırada olduğunu biliyor muydunuz? )

Bukchon’dan sonra Gyeongbokgung Sarayı’na geçtik. Seul gerçekten şaşırtıcı bir şehir. O kadar tarihi yapının arasında yürürken, bir sokağa gözünüz ilişiyor ve modernlik kokan sanat galerileri,binalar karşınıza çıkıyor. Kimi yerlerde de harika graffitiler var. İşte bu yüzden şehirleri yürüyerek gezmeyi seviyorum. 🙂

Gyeongbokgung Sarayı, 1300 lü yılların sonunda, Joseon Hanedanlığı tarafından inşa edilen, 5 büyük sarayın en büyüğüymüş. İşte tam da bu yüzden olsa gerek, İNANILMAZ kalabalıktı. O kadar kalabalıktı ki, doğru düzgün fotoğraf bile çekemedik. Yazlık sarayla mimarileri hemen hemen aynıydı ama tabii ki esas saray çok daha görkemli!

Saraylar, 2 kişi için 6000 won (yaklaşık 5 dolar) kadardı. Sarayın belirli bölümleri için ekstra turlar var ve bunlara katılmak istiyorsanız bir o kadar daha ödemeniz gerekiyor.

Bu kadar tarihi yer gezdikten sonra, Myeong-dong’a gidip yine benim tavuklu pilavcıda soluklandık. Bu arada kötü haber, sokak yemekleri satanlar tezgahları yeni yeni açıyorlardı ve daha önceden pişmiş yemekleri itinayla diziyorlardı! 😁 (Evet taze taze her gün yenisini pişirdikleri beklentisindeydim.:) ) Hatta meyvelere çok özenmiştim ki, tezgahtaki adamın hazırladığı meyveleri koklayarak tezgaha dizdiğini görünce vazcaydım. 🙂

Meyve yiyemeyen ben, balık şeklindeki küllahta, vanilyalı dondurma üzeri petek bal yedim. 🙂 Myeong-dong’ta çok da oyalanmadan Incheon’a döndük. Son akşamımızda biraz da Incheon’u gezmek istedik. (Tabii ki anca otel çevresini gezebildik.)

Bu arada Incheon nasıl bir yer derseniz, Dubai misali pek çok gökdelen var. Lüks lüks apartmanlar, acayip geniş caddelerle, Kore’nin modern yüzü.

Biz vardığımızda, (Yolun yaklaşık 1,5 saat sürdüğünden bahsetmiştim.) baya baya gece olduğundan, açık bulduğumuz bi et restoranında biftekli harika bir çorba içtik. Çorba o kadar acıydı ki, bir kaşık çorba, bir bardak su şeklinde ilerledik. 🙂

Bu arada çok gereksiz bir detay olarak, restoranların hepsinde su ücretsiz ve buz gibi metal sürahide geliyor. 🙂 O kadar baharatlı yiyip, litrelerce su içince gerçi önemli bir bilgi de olabilir kendileri.

5.GÜN:

Kore’deki son günümüzde aslında pek bişey yapmadık. Otele yakın bir AVM’ye gidip 1-2 saat kadar dolaştık. Myeong-dong gibi çarşıları gördükten sonra AVM’ler oldukça sıradan. Dönüşte size taaa en başta anlattığım o muhteşem fırın An’s Bakery’e girip deliler gibi hamur işine boğulup çıktık.

An’s Bakery, Incheon, Mayıs 2019

Sonrasında pek bişey yok. Otelde yatıp dinlenmece.

Asıl atraksiyon havalimanındaydı! Dönüşümüzden 2 gün kadar önce, Budapeşte’de bir turist gezi teknesi battı ve maalesef 40 kişiye yakın Kore vatandaşı hayatını kaybetti. O yüzden herkes, Budapeşte’ye gitmeye çalıştığından havalimanı tam bir kaos ortamıydı! Tıkır tıkır ilerleyen pasaport kontrol sırasını sanıyorum ki 1,5-2 saatte geçtik.

Bu arada havalimanında akşam 10 civarında bütün dükkanlar kapanmıştı. Alışveriş yaparım diye hayal ediyorsanız, maalesef! Bir diğer konu ise tax-free kısmından para iadesi alma kısmı. Adamlar bunun için bile makine yapmışlar. Alışveriş fişlerinizi atmayın ki, bilet gibi okutup makineden para alabilesiniz.

Benim 4 gecelik Seul maceram bu kadar. Buraya kadar gelmişseniz ne mutlu bana. 🙂 Oldukça detaylı, bol bol fotoğraflı anlatmaya çalıştım çünkü instagramda en çok merak edilen yerdi ve her detayı istediğinizi söylediniz. Umarım az da olsa merakınızı giderebilmişimdir. 🙂

Videolar veya farklı fotoğraflar için instagrama beklerim! Hatta şanslıysanız, çekiliş postuma bile yetişebilirsiniz belki de! Bir sonraki yazımda görüşmek dileğiyle. Hoşça kalın…

Şehir değiştirmesiyle birlikte mesleğine ara verip, farklı yerleri keşfetmeye daha fazla vakit ayıran, İstanbul'da bir İzmirli. :)

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir