VİZESİZ SEYAHAT

BEYRUT’TA HAFTASONU

Herkese merhabalar… Yaklaşık 2 senedir gitmeye çalışıp, bir türlü arkadaşlarımızla izinleri denk getiremeyip gidemediğimiz Beyrut’a, sonunda nisan ayında kavuştuk. Tabii ki yine tamamen kültürel (!) bir seyahat olacaktı. (Bkz. Gaziantep, Adana, Erzurum, Trabzon gezilerimiz 🙂 ) En lezzetli köşelerin listeleri yapıldı, en iyi gece kulüpleri listeye alındı, 2 gecelik plana pek çok şey sığdıracaktık. (Her zamanki gibi, evdeki hesap çarşıya uymadı ama olsundu. )

Listemizde neler mi vardı? (Tripadvisor isimlerini de kolay bulmanız için yazdım.)

  • Barbar Restaurant (Barbar Restoran)
  • Telefrique-Harissa ( Teleferik Harissa)
  • The Lady Of Lebanon (Hz. Meryem Heykeli)
  • Corniche El Manara (Kordon)
  • Pigeon Rock (Güvercin Kayalıkları)
  • Jeita Grotto (Mağaranın İsmi)
  • Byblos (Antik Şehir)
  • Music Hall (Eğlence Yeri)
  • Ferdinand (Bar)
  • Hamra Street (Hamra Caddesi)
  • Gemmayzeh Street (Gemmayzeh Caddesi)
  • Wooden Bakery (Wooden Fırını)
  • Em Sherif Restaurant (Em Sherif Restoran)

Cuma sabahı erken saatlerde gidip pazar öğlen uçağıyla döndüğümüz Beyrut gezisine, tabii ki de hepsini sığdıramadık. Bir de üzerine arkadaşlarımızdan biri ateşlenince, bazı planlardan sapmak zorunda kaldık. Ama 2 buçuk günde yine de elimizden geleni yaptık.

1.GÜN:

Yine sabahın kör karanlığında yollara düştüğümüz bir uçuşla, o zamanlar yeni açılan İstanbul Havalimanı’ndan Beyrut’a doğru yollara düştük. Malum, havalimanı büyük olunca, bizim de hiç deneyimimiz olmadığından, daha da erken saatlerde havalimanında buluşup dev duty-freeyi gezdik. Sonrasında Starbucks’ta bir kahvaltı. Sonra da ver elini Beyrut.

Havalimanı hakkında biraz bişeyler anlatacak olursam,

  • Liman epeyce büyük. İlk defa yolculuk yapacaksanız 3 saat kadar önce gitmekte fayda var.
  • İç hatlar ve dış hatlara gidiş kapıları aynı katta, yan yana.
  • THY neredeyse bütün kontuarları almış. 🙂 Kapıdan girdiğinizde, harflere ayrılmış bölmeler göreceksiniz ve bu harflerin altında da, iç hatlar mı dış hatlar mı olduğu yazıyor.
  • Diyelim ki, içeri girmediniz ama karnınız acıktı ya da canınız çay, kahve istedi, üst katta büyük bir yemek alanı var. Ayrıca alt kattaki Simit Sarayı ve Gloria Jeans Coffee de keyifli. Atıştırmalık bir şeyler tercih ederseniz, giriş katında sandviç tarzı şeyler satan bir de kafe de mevcut.
  • Güvenlik kontrollerinde saatlerce bekleme yok.
  • Atatürk Havalimanı’ndaki gibi uzun pasaport kontrol kuyrukları da yok. Çok fazla polis görevlendirildiği için, beklemeleri en aza indirgemişler. (Tabii ki özel günlerde nasıl olur hiç deneyimlemedim.)
  • Her köşe başında ‘Bana Sorun!’ yazan tişörtler giymiş gençler görevli ama bazı şeyleri onların da sorması gerekiyor. 🙂
  • Havalimanının çok büyük olması, çocuklu, çok eşyalı, engelli veya yaşlı yolcular için dezavantaj olabilir. Bazen kapıya 20 dk kadar yürümek zorunda kalabilirsiniz. Bir de aktarmalı uçuşunuz da varsa, biraz yorulabilirsiniz.
  • Uçakların yerde geçirdiği taksi süreleri de biraz uzamış. Trafik Atatürk Havalimanı kadar yoğun olmasa da, bu sefer de piste geçmek için veya, indikten sonra kapıya ulaşmak için bi 20 dk kadar süre geçiyor.
  • Free Shop tutkunlarına müjde! Epeyce büyükler ama maalesef euro belimizi büktüğü için artık pek avantajlı değiller. 🙁
  • Limana ulaşım için Havaist kullanılabiliyor. Bir de belediye otobüsü seçenekleri varmış sanırım. Havaist’i bir kaç kez Bahçeşehir’den kullandım. Yaklaşık 1 saat kadar sürüyor. Yarım saatte bir kalkıyor. Neredeyse her ilçeye de ayrı ayrı otobüsler kalkıyor. Otobüs saatlerini ve tarifelerini Buradan öğrenebilirsiniz.

Konumuza geri dönecek olursak, THY ile, sabah 06.25’te gerçekleştirdiğimiz uçuşumuz, ( sanki uçakta anons yapıyorum =P) yaklaşık 2 saat sürdü.

Daha uçağa biner binmez ilk golü yedik ve önceden ayarladığımız kiralık arabanın iptal olduğunu öğrendik. >( Eğer daha önce araç kiralamadıysanız, internetten, daha önceden yapılan kiralamalarda, çok daha uyguna araç bulmanız mümkün oluyor. Ofislerden kiralamak daha pahalıya geliyor.

Bu arada, Beyrut ile ilgili araştırma yaparken, bir sitede, araba kiralamanın çok pahalıya geldiği, taksilerin epeyce ucuz olduğu, bir uçtan bir uca 10 dolar civarına gidildiği yazıyordu. KANMAYIN! 🙂 Şansımıza, beraber gittiğimiz arkadaşlarımızın tanıdıkları bir süre orada yaşamış ve taksilerin cidden pahalı olduğu, en kısa yere 20 dolar civarı ödeyeceğimizi yazmıştı. Yine aynı sitede otopark ücretlerinin çok pahalı olduğu yazıyordu. Bizim otelimizin park yeri olduğu için, pek sıkıntı yaşamadık. Diğer gittiğimiz yerlerde de, genelde sokağa park ettik. Ancak, otopark sistemi bizimkiler gibi. Ücreti ise saatte yarım dolar kadardı. (İstanbul’daki park ücretlerine göre bence iyi.)

Belki biliyorsunuzdur, Beyrut’a girerken, Türk vatandaşlarına vize yok. Uçakta kabin memurlarının dağıttığı formları (aynı formlar havalimanında da her köşede mevcut. ) doldurarak kolayca giriş yapabiliyorsunuz. Bize tek sordukları soru, daha önce İsrail’e giriş yapıp yapmadığımız. Eğer pasaportunuzda işli İsrail vizesi varsa, ülkeye girişiniz kabul görmüyormuş. Biz giriş yapmamamıza rağmen, tek tek her sayfayı incelediler.

Kontrolden geçtikten sonra, hemen dışarıda araba kiralama firmaları var. Biz Budget’tan en uygun olan Kia Picanto’yu kiraladık. 3 gün için yaklaşık 500 TL ödedik. Kaskoyu tam isterseniz eğer, günlük 25 dolar civarı ekstra ödüyorsunuz. Ayrıca arabayı kimin adına kiralarsanız o kullanabiliyor. Ekstra sürücü kaydettirmek de yine paralı. Biz tam kasko ve toplamda iki sürücü kayıtlı olacak şekilde, 3 gün için 1000 TL civarı ödedik. Arabamız da fotoğraftakiydi.

Beyrut, Nisan 2019

Otel olarak uygun fiyatlı, merkezi bir otel olan J Hotel‘i tercih ettik. Meşhur Hamra Caddesi’nin üzerinde yer alan otel pek çok yere yürüme mesafesindeydi. Havalimanından yaklaşık 10 km uzaklıkta olan otele, yaklaşık 20 dk da ulaştık. Beyrut’un bazı yerlerinde trafiğin epey yoğun olduğunu söylemeliyim. Ayrıca kural tanımadan araba kullanıyorlar. Herkes birbirinin üzerinden geçecek gibiydi. 🙂

Otele eşyaları bırakıp kahvaltıya çıktık. Lübnan yemeklerinin genelinde, mezeler ve pide, lahmacun ve börekler gibi hamur işleri bulunduğundan, biz de kahvaltıda hamur işi tüketip, diğer öğünlerde hunharca meze yemeye karar verdik.

Barbar Restoran, Hamra Caddesi üzerinde, yerel lezzetleri, en güzel şekilde, nispeten daha uyguna bulabileceğiniz bir yer. Karşılıklı iki şubesi vardı. Bir de kapıda gel al tarzı, fırın yiyeceklerinin satıldığı bir kısım mevcuttu. Bizim buralardaki simit fırınları misali, kapısında kuyruk, herkes hamur işi alma çabasındaydı.

Sabah yediklerimizi sayacak olursam, biri zahterli, diğeri peynirli lahmacun (en popülerlerinden), 6 tane küçük kıymalı pide, 3 içli köfte, 6 tane ıspanaklı muska böreği. Muska böreği ve içli köftelerin fotoğrafını çekmeye yetişememişim. 🙂

Hepsini beğensek de, favorimiz zahterli lahmacun oldu. Hatta daha sonra da hep ondan yemek istedik ama diğer yerlerde yediklerimiz, buradakini epey arattı. Yediklerimizin tamamına iki de su ekleyip 11 dolar hesap ödedik. Genelde dolarla ödeme de yapılabiliyor ama yine de yanınızda Lübnan Lirası da olsun. 1 TL yaklaşık olarak, 265 Lübnan Lirası. Yüzümüz dolardan yana pek de gülmediği için, aslında Beyrut’un bize göre çok da ucuz sayılmadığını söylemem lazım.

Kahvaltıdan sonra, arabaya atladığımız gibi, dev Meryem Ana Heykeline doğru yola çıktık. Beyrut manzarasını, en güzel izleyebileceğiniz noktalardan birisi olan bu tepeye, ilk olarak teleferikle çıkıp, sonrasında da fünikülerle devam ediyorsunuz.

Konum olarak şehir merkezinin biraz dışında. Bizim otele 24 km kadardı ve bu mesafeyi 1 saatte gittik. Daha önce de dediğim gibi bazı bölgelerde trafik yoğunluğu var.

Meryem Ana Heykeli için teleferiğe, kişi başı 44 TL ödedik. 20 dk kadar sıra bekledik. Sonrasında 4’er kişilik rengarenk teleferikler geliyor ve birine binip manzaranın tadını çıkarıyorsunuz. Hava şansımıza durgundu ama rüzgarda kalp krizi geçirttirir mi bilemiyorum. 🙂

Telefrique-Harissa, Beyrut, Nisan 2019

Yukarı çıkışımız yaklaşık 10 dk kadar sürdü. (Ya da çene çalmaktan bize öyle geldi.) Sonrasında indiğiniz yerden isterseniz fünikülere biniyorsunuz, isterseniz geze geze yukarıya çıkıyorsunuz. Biz yediklerimiz yanar korkusuyla yürümedik tabi. 🙂

Füniküler, Beyrut, Nisan 2019

Fünikülerle, fotoğrafta gördüğünüz gibi kısa bir mesafeyi çıkıyorsunuz. 5 dk geçmeden en tepedesiniz. Tepede tüm ihtişamıyla Meryem Ana Heykeli sizi bekliyor. Heykelin eteğine çıkmak için, kalabalığın göbeğine girmeyi göze almanız gerek. Biz de en üste kadar çıkıp, Beyrut’un en güzel manzarasını izledik. (Yazının en başındaki muhteşem manzara tam da bu tepede çekildi.)

Our Lady of Lebanon, Beyrut, Nisan 2019

Bol bol manzara fotoğrafı ve videosu çektikten sonra, fünikülerle aşağıya inip, oradaki kafede bişeyler yiyip içtik. Tabii ki de Beyrut’ta nargile kültürü oldukça yaygın. Hatta siz de nargile tutkunuysanız, iyi tütünler bulunuyormuş. (Biz hediyelik olarak almıştık ve karşı taraf bayıldı. 🙂 )

Kafede nargile, bira, patlamış mısır ve sprite için 100 TL ödedik. Genel olarak Beyrut gençlerinin çoğunlukta olduğu, hatta nedense düğünde gibi halay çekip eğlendikleri,ortalamanın altı bi yerdi. Bu arada aşağıdaki garson bize yer olmadığını söylemişti. Çıkıp baktığımızda pek çok boş masa olduğunu gördük. Bu da gereksiz detay bi bilgi olarak burada dursun. 🙂

Our Lady of Lebanon, Beyrut, Nisan 2019

Kafe görünümlü mekanda, Beyrutlu gençler halay çekerek çıldırıyorlardı. Ortam bir anda, bizim buralardaki sokak arası düğünlere dönüverdi. 🙂

Beyrut’ta, elektronik eşyaların daha uygun olduğunu duymuştuk. O yüzden dönüş yolunda alışveriş merkezlerinde şansımızı denedik. Öğle yemeğini de yerel tarzda fast food satan bir yerden hallettik.

Beyrut, Nisan 2019

Tepsilerden de anlayacağınız gibi, menüler epey dolu doluydu. Biz açlıktan önümüze geleni söyleyip durmuşuz. Sonuçta masada bu kadar fazla yemek olunca, akşam yemeği de yiyemedik.

Elektronik ucuz mu sorusuna gelecek olursak evet ucuz sayılabilir. Biz notebook bakmıştık. Türkiye’den yaklaşık 700-800 TL kadar fiyat farkı vardı. Garanti olayına falan pek güvenemedik ve vazgeçtik.

Akşama kadar otelde dinlendikten sonra, meşhur Güvercin Kayalıkları’nın da bulunduğu, Corniche El Manara diye isimlendirilen (bildiğimiz kordon) kısmına yürüdük. Otelden yürüyerek yaklaşık 15-20 dk da sahil kısmına indik. Sanki bambaşka bir yere gelmiş gibi olduk. Lüks, dev apartmanlar, inanılmaz lüks arabalar… Sahilde oturan tipler, denize sıfır olan kahve tarzı yerler pek hoş olmasa da, sol taraftaki lüks apartmanların altındaki mekanlar epey iyi gözüküyordu.

Pigeon Rocks, (Güvercin Kayalıkları), Beirut, Nisan 2019

Meşhur Güvercin Kayalıkları’nı görmek için epeyce yürüdük. Gündüz belki daha hoş bir manzarayla karşılaşabilirdik ama gece bana pek bi etkileyici gelmedi yani. Sonuç olarak görenlerden eksik kalmamış olduk. 🙂

Aynı yolu tekrar geri yürüyerek (En azından yediklerimizi eritme fırsatı bulduk, çünkü yenilerine yer açmalıydık. 🙂 )

El Hamra’da, otelimizin karşı köşesinde Sam’s diye dondurma falan satan, bana göre orta sınıf bir kafe vardı. Yatmadan önce dondurmayla ufak bir ara öğün yapalım dedik. 🙂 Krep ve dondurma Beyrut’ta oldukça yaygın. Her köşe başında krepçi veya dondurmacı görebilirsiniz. İyi yapan yerler illaki vardır ama burası kesinlikle değil. 🙂

Ben gözüme güzel gözüktüğü için ve en azından meyve yemiş olayım diye (Sağlıklı beslenmeye ne kadar dikkat ederim herkes bilir 🙂 ) Banana Split yedim. Bir de çikolatalı krep söyledik.

Sam’s, Beyrut, Nisan 2019

Krep fena değildi ama yine de iddia ediyorum evde daha güzelini yaparız. 🙂 Banana split ise berbat diyebiliriz. İçine dondurma diye hamburgercilerde satılan krema dondurmalardan sıkıp,saçma şekerlemeler koymuşlardı. Paramıza yazık dediğimiz bir an oldu. Krep, yanına dondurma, banana split, su ve kahveye üzülerek, yaklaşık 20 dolar ödedik. Moraller bozuk olunca hemen uykumuz geldi nedense. 🙂 Hemen otele!

2.GÜN:

İkinci güne, yemek için daha da bilenmiş olarak uyandık. Bir gün önce fast foodla midemizi doldurduğumuz için, (Sanki buralarda fast food yok. Neyse en azından yerel tarzdaydı. ) akşam yemeğine yer kalmadı ve dolayısıyla mükemmel Lübnan mezelerini henüz yiyememiştik.

Sabah kahvaltısıyla güzel bir kahveyi bir arada çıkaralım dedik. Otelin yakınında Zaatar w Zeit’e oturduk. Klasik Lübnan lahmacun pidelerini, tortilla tarzında modernleştirmişler. Ayrıca bazılarını dürüm şekline bile getirmişler.

Son fotoğrafta dayanamayıp yediğim (evet onlar diş izlerim 🙂 ) zahterli olan en popüleri ve favorim. Diğerleri pek bir kafe tarzı olmuş. Labneyi tortillaya sürmüşler gibi. Bir de fotoğrafını çekmemişim. Gözleme tarzı bir şey vardı. O da fena sayılmazdı. Ama bir gün önce Barbar’da yediklerimizin yanında hepsi kocaman bir hiç. 🙂 Fiyatlara gelecek olursak, 4 kişi için 22 dolar ödemişiz.

Sonrasında Jeita Grotto için yollara düştük. Beyrut’un atmosferi çok farklı. Bir yerde lüks gökdelen tarzı apartmanlar, bir yerde de yıkık dökük evler. Sahil şeridinin zengin kesim olduğunu söyleyebiliriz. Zaten arabalardan bile belli. İç kesimlerde daha çok mahalle tarzı apartmanlar. Bazıları epey eski, yıkık dökük. Sokaklarda veya apartmanların yanlarında bol bol grafitiler var. Fotoğraf tutkunlarına duyurulur.

Beyrut, Nisan 2019

Jeita Grotto, Beyrut’a yaklaşık 15-20 km uzaklıktaki büyük mü büyük mağara. Teleferikle yukarıya çıkıp, sonrasında ufak gezi treniyle yolculuğu bitiriyorsunuz. İçeriye telefon, kamera, fotoğraf makinesi sokulması yasak. Kapıda kilitli dolaplar var, oraya bırakıyorsunuz. İçeride de her yerde görevliler var. Buna rağmen fotoğraf çekenler görmedik mi? Gördük.

Mağara 2 bölümden oluşuyor. Bir kısmını yürüyerek geziyorsunuz, bir kısmını kayıklarla 8-10 kişilik gruplarla gezdiriyorlar.

Biz de ilk kısımda telefonları kilitledik. O yüzden fotoğraf çekemedim. İkinci kısımda telefonları vermedik ve girişte hemen kaçak bir çekim yaptım.

Jeita Grotto, Beyrut, Nisan 2019

Mağaraları gezmek için yaklaşık 2 saatinizi ayırsanız yeterli. Beyrut’a kadar gitmişken uzaklığı falan boşverip, mutlaka görmelisiniz. İçerisi çok büyük ve ferah. Işıklandırması epey hoş. O yüzden boğuluyor gibi de hissetmiyorsunuz. Giriş yetişkinler için 18315, çocuklar için 10265 Lübnan Lirası. Kabaca yetişkinler kişi başı 70 TL civarıydı diyebiliriz.

Şimdi size kendinizi kaybedeceğiniz bir yer önerim var. Pek çok yol üstü şubeye sahip Wooden Bakery. Tam anllamıyla bir hamur işi cenneti. Biz de yol üstündeki epey büyük bir şubeye uğradık. Falafelden tutun lahmacun-pide çeşitlerine, pastalara kadar herşey var. Self servis olarak hizmet veren kafede, fiyatlar makul düzeyde.

Ben ızgara falafel denedim. İçli köfteleri börekler, pideler havalarda uçuştu. Gönül falafeli kızartma olarak yemek isterdi ama kısmet tabii. 🙂

Wooden Bakery’nin etkisinden kurtulup, kökleri ta 7000 yıl öncesine dayanan, UNESCO’nun dünya mirasları listesinde yer alan Byblos Kentine doğru yola çıktık. Byblos, Fenikeliler’den kalma eski bir liman kenti. Ben biraz Foça’ya benzettim. Harika bir çarşısı ve deniz manzaralı güzel restoranları var. Denize karşı Lübnan rakısı (arak) denemek isterseniz, burada manzaraya karşı içebilirsiniz. Ayrıca Lübnan’da hemen hemen her köşede olduğu gibi, burada da nargile keyfi de mevcut.

Biz önce kaleyi gezdik, sonra denize karşı bir kahve içip, çarşısını gezdik. En son da, Alaçatı’daki gibi, bir sokak restoranına oturup Lübnan mezelerini bi güzel yedik.

Old Patio, Byblos, Nisan 2019

Seçtiğimiz mezelere gelecek olursak, mutabbal, tabule, sucuk, etli humus yedik. Ana yemek olarak da, bir porsiyon karışık ızgara söyledik. Mezeler müthişti. Sucuk, ekşili bir şekilde pişiriliyor. Dubai’de Abd El Wahab’ta da yemiştik ve gerçekten oradaki daha başarılıydı. Izgara işini bence kesinlikle bilmiyorlarmış. Vasat olduğunu söylemeliyim. Bana kalırsa hiç denemeyin ve sadece mezelere yumulun.

Fiyatlara gelecek olursam, 4 kişi için saydıklarıma ek bir şişe sodayla birlikte 56 dolar ödedik. (Doları TL ye çevirirken neredeyse 6 ile çarpmak beni biraz üzüyor. )

Akşamüstü saatlerinde otele dönerken Lübnan’ın İstanbul’u pek de aratmayan trafiğine takıldık. Dönüşümüz 1 saati aştı. Akşam için Beyrut’un en popüler gece kulüplerinden biri olan MusicHall’a rezervasyonumuz vardı. Belki biliyorsunuzdur, Lübnan yemekleri kadar gece hayatıyla da ünlü. Gidebileceğiniz pek çok mekan var ama benim gördüğüm kadarıyla içlerindeki en dolu program MusicHall’daydı. Sabaha kadar süren eğlencede pek çok farklı türde müzik grubu sahne alıyor. Ayrıca dans gösterileri de mevcut. (Daha fazla bilgiyi buradan alabilirsiniz.) Planlar çok güzeldi ama maalesef suya düştü. Arkadaşımız epey rahatsızlandığından otelde kaldı. Bizim de içimize sinmedi. Gerçi zaten gitsek de muhtemelen alınmayacakmışız çünkü gündüz saatlerinde rezervasyon onayı için mesaj geliyormuş. Yoksa rezervasyonu düşürüyorlarmış. (Telefonum uçak modunda olduğundan,mesajdan haberim Türkiye’de oldu. 🙂 )

Biz de madem MusicHall’ a gidemedik, Ferdinand’a gidelim dedik. Burası, hamburgerleriyle ve kokteylleriyle ünlü olan ufak bir bar. Daha çok Beyrut halkı takılıyor diye okumuştum. Çalışanlar oldukça sıcakkanlı. Ortam ve müzik şahane. Kokteyller (Ben alkolsüz içtim :-/) ve hamburger de efsaneydi. Sizde de oluyor mu bilmem, yemekleriyle çok haşır neşir olduğum bir yerde iştahım sınırları zorluyor ve yedikçe yiyorum. Gece hamburgerini de laf olsun diye yedik. 🙂

Ferdinand, Beyrut, Nisan 2019

5 kokteyl, 1 burger için 70 dolar civarı hesap ödediğimizi de belirterek son güne geçeyim.

3.GÜN:

Son günümüze, özellikle kahvaltısıyla ağızları sulandıran, Cafe Hamra’da başlayalım dedik. Yemeklerinin ve ortamının çok iyi olduğunu okumuştum ama en çok kahvaltı fotoğrafları ilgimi çekmişti. (Hamur işlerini Lübnan lezzetleriyle dolu bir kahvaltıyı kim istemez ki? Hem zaten Beyrut’a neden gitmiştik ki? 🙂

Kahvaltı da, bizim pide ve lahmacunların türevlerinden tutun da, Lübnan’ın meşhur mezelerine kadar her şeyi bulmak mümkün. Tabii ki bizim kahvaltılarımızla boy ölçüşemez ama yine de güzeldi. (Bu arada fotoğraf eksiklerle çekildi. Daha sonradan gelen mezeler masada yok.)

Cafe Hamra, Beyrut, Nisan 2019

Genel olarak kahvaltıda hamur işi yediklerini söyleyebilirim. Hatta öğlen de akşam da. 🙂 Bizim simit fırınları gibi pide fırınları var. Fotoğrafta gördüğünüz küçük pideler hazır bir şekilde satılıyor. (1.gün gittiğimiz Barbar Restoran en güzel örneği.)

Son günümüzde bize arkadaşımızın tanıdığı bir Lübnanlı eşlik ediyor. Akşamüstü uçağımız olduğundan fazla vakit olmasa da, beraber krep yiyip kahve içtik. Sonrasında da Lübnan usulü künefe yemeye gittik. Krep yediğimiz yer Amerikan tarzı bir yer olsa da fena değildi. Dondurmalı olanı sevdim. Kreplikten çıkmış ama farklı bir lezzet olmuş.

Crepaway, Beyrut, Nisan 2019

Krepten sonra Hamra’da biraz yürüdük. Pazar günü dükkanların çoğu kapalı. Ancak bir iki tane ufak hediyelik eşya dükkanı açıktı. Fiyatlar makul denebilecek seviyedeydi. Magnetlerin 10 TL civarında, ufak biblolar 30-60 TL arasındaydı.

Sea Sweet, Beyrut, Nisan 2019

Fotoğraftaki ne diye sorsam eminim ki, %90’ımız bilemeyiz. Buyurun size Lübnan usulü künefe. 🙂 Bizim Lübnanlı arkadaş, Beyrut’un en iyi künefesinin burada olduğunu söyledi. Gerçekten de sırada onlarca insan, künefe tepsilerinin biri geliyor biri gidiyordu. Hemen anlatıyorum, Künefeleri bizim bildiğimiz gibi ince kadayıf parçalarıyla değil, irmikle yapılmıştı. Arasında epey yoğun şekilde peynir. Tadı ise bana göre aşırı şekerliydi. Yuvarlak, simidin daha puf ve kalın hamurlusu olan, Hamburger ekmeği gibi ama ortası delikli, özel bir ekmeğe koyup servis ediyorlar. Ekmek o şerbeti emmeye çalışsa da, yine de her yerinizden şerbet akıyor. Şeker komasına girmiş gibi oluyorsunuz. Biz 2 kişiye 1 tane düşecek şekilde aldık ama 2 kişi sadece yarısını yiyebildik. (İlk defa bitiremediğim bir şey oldu sanırım. 🙂 )

Havaalanına doğru giderken, yolda dikkatimizi çeken şey, evlerin balkonlarına dıştan perde gibi brandalar çekilmesi.

Beyrut, Nisan 2019

Ya gerçekten güneş bezdirmiş, ya da cidden mahremiyetlerine önem veriyorlar. Bunlar hep cevapsız kalan sorular. 🙂

Havalimanına geldiğimizde, pasaport kontrol sırası şoke etti. Biz duty freede vakit geçiririz, onu bunu alırız derken uçağa koşarak zor yetiştik. Yanlış hatırlamıyorsam, 2-3 saat arası pasaport kontrol kısmında bekledik. O güne özel bir yoğunluk muydu bilemem ama siz siz olun, biraz önden gidin.

Beyrut, bu aralar biraz karışık olsa da, tam hafta sonu gezmesi yapılacak yer. Bizim yapamayıp, mutlaka yapılması gereken şeylere gelecek olursak, en başı gece hayatı çekiyor. Sonrasındaysa, güzel bir Lübnan restoranında akşam yemeği yemek.

Çok alakasız bir bilgiyle yazıyı bitireyim. 🙂 Az da olsa Türkçe bilen pek çok kişiyle karşılaştık. Türk dizilerinden öğrenmişler. 🙂 Ciddi bir hayran kitlesine sahip diziler. Benim adını sanını duymadığım diziler orada 1 numaraymış. 🙂

Yazılarım artık epey gecikmeli geliyor. Daha yazamadığım, Seyşeller, Seul, Assos ve Kazdağları, Haskovo, Kıbrıs gibi yazılar var. Malum bebekli olunca hayat biraz fazla yoğun oluyormuş. 🙂

Bir sonraki yazımda görüşmek dileğiyle. Hoşça kalın…

Şehir değiştirmesiyle birlikte mesleğine ara verip, farklı yerleri keşfetmeye daha fazla vakit ayıran, İstanbul'da bir İzmirli. :)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir