VİZELİ SEYAHAT

PRAG: MASALLAR ŞEHRİ

Herkese merhabalar… Geçen sene ağustos sonu gibi gezip gördüğüm, etkisinden hala çıkamadığım, ilk fırsatta tekrar gitmek için can attığım Avrupa’nın masallar şehri Prag yazımla karşınızdayım.

Araya pek çok şey girip bir türlü yazmaya fırsat bulamadığım bu şehre aslında gitmeye çok hevesim yoktu. Gürhan’ın en çok görmek istediği yerlerdendi. Ay sonu 4-5 günlük boşluğumuz olacağını öğrenince hemen vizeye başvurduk. Hiç bir araştırma falan yapmadık tabii gideceğimiz için çok heyecanlandık. Vize sonucumuz geldiğinde tam bir hüsran. 3 gecelik tatilim için bana 4 gecelik, Gürhan’a da 3 aylık tek girişli vize vermişlerdi. Pasaport fotoğrafımın muhteşemliğine bağlıyorum. 🙂 Şaka bir yana, daha sonra forumlarda okuduğuma göre Çek Cumhuriyeti verdiği kısa vizelerle ün salmış. 🙂 Neyse şoku atlattıktan sonra planları yapmaya başladık. Bazı arkadaşlarımız Prag’ta yapılacak pek bir şey yok dediler ama biz 4 güne sığdıramadık.

1.GÜN:

Öğlen 12 uçağıyla yola çıktık. Yaklaşık 3 saat sonra Prag’taydık. Havalimanında turistler için danışma bölümü vardı. Daha önce Prag hakkında araştırma yaparken Prag kartı görmüştüm. Prag kart, hem toplu taşımaya binebileceğiniz hem de çoğu müzeyi bedavaya gezebileceğiniz bir kart. Kaç günlük olarak isterseniz o şekilde satın alıyorsunuz. Kredi kartı gibi. Arka tarafına isminizi soy isminizi yazıp tarih atıyorlar. Bir de kaç gün geçerli olacağını yazıyorlar. Biz öğleden sonra vardığımız için bir sonraki günden başlatmıştık. 3 günlük kart satın aldık.

Prag, Ağustos 2017

Bu kartı isterseniz online olarak da önceden temin edebilirsiniz. İsterseniz de dediğim gibi havalimanından alabilirsiniz. Karta özel olarak bazı restoranlarda ve özel kafelerde de indirim oluyor. Ücretsiz şehir turu imkanı var ve ayrıca bot turları da indirimli oluyor. Şehirde yapmanız gereken en önemli şeyler karta ücretsiz. Prag kartın sayfasında bütün avantajlar yazıyor. Buradan detaylı olarak inceleyebilirsiniz. Bu arada kart biraz pahalı gibi gelse de her yere giriş imkanı sağladığı için aslında daha uyguna geliyor.

Otelimiz şehir merkezine yakın, önünde tramvay durağı olan Belvedere Hotel‘di.

(Ben yazıyı yazmakta geciktiğim için fiyatların şu ankiyle pek alakası yoktu. O zaman döviz kuru bu kadar yüksek değildi. Çek Korunasının TL karşılığını bulmak için 5,5’ a bölüyorduk. Şu an 1 Çek Korunası=0,30 TL olmuş. O yüzden yazdığım fiyatlar da neredeyse 2 katına kadar artmış olmalı. )

Havalimanından otele 2 aktarmayla geçtik. Bir tanesi otobüs,, diğeriyse tramvaydı. Otelin önünde tramvay olması çok büyük avantajdı çünkü ulaşım derdiniz kalmıyor. Prag’ta pek çok yere tramvayla gidebiliyorsunuz. Hatta nostaljik, eski tip tramvaylar da epeyce yaygın.

Prag, Ağustos 2017

Toplu taşımaya ilk bindiğimizde kartı gösterecek bir alan bir türlü bulamadık. Okutacak yer yok, şoför zaten kartınıza bile bakmıyor. Hiç kimse kart falan okutmuyordu. Bir kaç kez bu şekilde binince anladık ki kimse bedava binmeye çalışmayacağından kontrol etme ihtiyacı da hissetmemişler. Sadece son gün bir duraktan kontrol etmek için bir kişi bindi. Herkesin biletini kontrol etti ve indi.

Otele varınca biraz uyuduk çünkü körkütük hasta gitmek zorunda kaldık. Daha sonrasında akşama doğru yürüyerek merkeze indik.

Prag’ın göbeğinden geçen Vltava Nehri’ni tepeden izleyebileceğiniz büyük ve yemyeşil bir park olan Letna Park’ı Prag’ın en bilindik parklarından. Parkın dışından yol olmasına rağmen içerisinden geçerek aşağıya inmeyi tercih ettik. Resmen yeşile doyduk. Görülmesi gereken yerler arasında bence.

Letna Park, Prag, Ağustos 2017

Letna Parkı’ndan aşağı inip köprünün üzerinden Vltava Nehri’ni geçtik. Prag köprüleriyle meşhur. O yüzden köprü manzaraları da fotoğrafçıların odak noktası oluyor. Merkeze indiğimizde şansımıza pek çok stand kurulmuştu. El yapımı ürünlerden tutun da çeşit çeşit yiyeceklere, çiçeklerden tutun takılara her türlü şeyi bulmanız mümkün. Hem de fiyatlar epeyce uygundu. (Tabi o zaman 🙂 )

Namesti Republiky, Prag, Ağustos 2017

Namesti Republiky bölgesinde yer alan bu sokak çarşısı, sabahtan akşama kadar açıktı. Daha önce Prag’a yolu düşen arkadaşlarımızın söylediğine göre biz şanslıymışız. Her zaman denk gelmiyormuş.

Burası aslında şehrin kalbi gibi. Bu kısımdan neredeyse her yeri yürüyerek gezebiliyorsunuz. Hatta daha sonraki günlerde de tramvayla direk bu bölgeye inip gideceğimiz yerlere buradan geçtik. Otelden tramvayla yol yaklaşık 10 dk kadar sürüyordu.

Biz tabii standları görünce dayanamayıp kendimizi sokak lezzetlerine verdik.

Prag’ta en yaygın olarak görebileceğiniz sokak lezzetlerinden birisi patates cipsi. Hatta bir de çubuğa takılıp kızartılmış olanları vardı.  Patatesleri gözünüzün önünde bu şekilde ince kağıt gibi rendeleyip hemen taze taze kızartıyorlar. Ben bayılmıştım. Çıtır çıtırdı. Yanına da hemen orada yapılan yerel biralardan denedik. Hepsinin fiyatı yaklaşık 10’ar TL’ydi.

Bir diğer yaygın lezzetse, çubukta waffle. Ben çok sevmedim. Yani bizim waffle alışkanlığımız daha bol malzemeli olunca bunlar bana biraz kuru geldi.

Namesti Republiky, Prag, Ağustos 2017

Gürhan bir de hamburger yemişti ama tatmadığım için lezzeti hakkında bir şey diyemeyeceğim. 🙂

Prag’ta en çok hoşuma giden şey ise sokaklarının büyüsü. Çok farklı bir atmosferi var. Sanki tarihte yolculuk ediyormuş hissine kapılıyorsunuz.

 

İlk fotoğrafta gördüğümüz o harika araba ve benzerleri Prag’ta kiralık olarak hizmet veriyor. Biz kiralamadık ama kiralayıp gezenler pek keyifle geziyordu. 🙂

Ortadaki fotoğrafta gördüğünüz meşhur Powder Tower. (Barut Kulesi) Alt fotoğraftaki de Municipal House. (Belediye Binası)  En çok hayran olduğum binalar.

Prag’ın güzel sokaklarında bol bol turlayıp çarşılarında (her sokak zaten çarşı) gezdikten sonra karşımıza Hard Rock Cafe çıktı. Biz de ilk akşamımızı orada değerlendirmek istedik.

Hard Rock Cafe, Prag, Ağustos 2017

Büyüklüğüyle ün salmış Hard Rock Cafe’nin bahçesi de çok keyifliydi. Zaten herkes yazın tadını bahçede çıkarıyordu. Biz de kendimize bir masa bulup oturduk.Yan masamız boştu. Rahat rahat sohbet edeceğiz derken yan masaya 2 Türk gelmez mi? 🙂 Bütün gece hep beraber sohbet ettik. Bir tanesi Prag’ta yaşıyormuş ve çok mutluymuş. Prag’ın arka sokaklarının daha keyifli olduğunu ve oranın insanlarının hep arka sokaklarda takıldığını ve oralarda daha uygun fiyatlı olmasına rağmen daha keyifli mekanlar olduğunu söyledi. Biz bir kaç yere gittik ama aşırı doluydu ve giremedik. Bunların bir tanesi Sad Man’s Tongue Bar’dı. Çok gitmek istediğim bir yerdi ama biz gidemedik. Canlı müziği ve hamburgerleri çok iyiymiş. Bence çok akşama kalmadan erken saatte giderek şansınızı denemelisiniz.

Hard Rock Cafe’nin çok büyük olduğundan bahsetmiştim. İçerisi de ayrı keyifliydi.

Hard Rock Cafe, Prag, Ağustos 2017

Yiyip içtiklerimize gelecek olursam, kızarmış tavuk parçalarıyla 2-3 bira denemiştik. 420 Çek Korunası ödedik.

O akşam grip ağır bastığı için odaya erken dönmek zorunda kaldık ama ertesi gün acısını çıkardık. 🙂

2.GÜN:

Güne sabahın erken saatlerinde başladık. Kahvaltıyı otelde yaptık. Kahvaltısı bence çok yeterliydi ve otel kesinlikle temizdi. 

Bence kahvaltının en lezzetli kısmı tazecik ılık çıkan kruvasanlar ve alt fotoğrafta üstü pudra şekerli gördüğünüz elmalı milföylerdi. Otelde servis çok iyiydi. Hamur işlerini sıcak sıcak servis ediyorlardı. Genelde kahvaltı servislerinde sabah erkenden kalanlar bir kaç saat içinde kuruyup kayış gibi oluyor ya, burada öyle bir şey söz konusu değildi. Tazecik yedik.

Kahvaltıdan sonra hemen tramvaya atlayıp Namesti Republiky’e geçtik. Yine sokak pazarlarını gezdik. Harika meyveler, hamur işleri, el yapımı küçük metal heykelcikler satılıyordu. Bir de her köşe başında bolca domuz çevirme vardı. Hatta barların neredeyse hepsinin önünde bizdeki tavuk çevirme fırınları gibi domuz çevirme fırınları vardı. Parça parça domuz etlerini (özellikle de ayak bilekleri) dizmişler çeviriyorlardı.

Çarşıyı gezdikten sonra Prag kartın içerisinde ücretsiz olarak bulunan şehir turunu yapmak için durağa gittik. Ufak tur otobüsüyle çıkacağınız şehir turu yaklaşık 2-3 saat kadar sürdü. Bu turda Prag Kalesi, Astronomik Saat ve kuleler gibi önemli yerler tanıtıldı. Otobüste kulaklık dağıtıyorlar ve Türkçe anlatım da mevcut.

Prag, Ağustos 2017

Biz şehri genel hatlarıyla öğrenmek için ilk gezimizi bu tur otobüsüyle gerçekleştirdik. Türkçe anlatımla şehirdeki tarihi yapıları kısa kısa da olsa tanımış olduk. İlk önce merkezdeki tarihi yerleri anlatarak başlayan turumuzun sonraki durağı büyüleyici kale bölgesiydi. Prag kalesinin yer aldığı bölgede 1 saate yakın süre mola verdik.

Prag Kalesi, Ağustos 2017

Kalenin iç kısmı oldukça büyük ve ayrıca görkemli Aziz Vitus Katedrali’de bu bölgede yer alıyor.

Aziz Vitus Katedrali, Prag 2017

Biz öğle saatlerine doğru oraya vardığımızdan katedrali gezmeyi bırakın, neredeyse yanına bile yaklaşamadık. Kuyruk o kadar uzundu ki size anlatamam. O yüzden ertesi gün sabahın kör saatinde bu bölgeye tekrar gelmeye karar verdik.

Onun dışında kalenin içi bile gezmek için başlı başına bir yerdi. Sokak müzisyenlerinin kaliteli müziği gezimizi tatlandırdı. Ayrıca harika bir Prag manzarası da sizi bekliyor. Fotoğraf çekmek için harika bir yer.

Prag Kalesi, Ağustos 2017

Kale içerisinde denk gelirseniz mutlaka nöbet değişimini izlemelisiniz. Anıtkabir‘deki kadar harika olmasa da, izlemeye değer.

Prag Kalesi, Ağustos 2017

Kaleyi gezdikten sonra tekrar tur aracına geri döndük ve merkeze doğru yola çıktık. Prag’ta merkez dediğimiz yer aslında Astronomik Saat’in oralar diyebiliriz. Çarşının tam orta noktası olan bu saat, tam meydanda yer alıyor. 3-5 yıl önce giden arkadaşlarımın zamanından beri tadilattaymış.

Astronomik Saat, 12 burcun simgesini ve 12 saat dilimini üzerinde taşıyor.

Her saat başında gösteri başladığı için yarım saat öncesinden meydan inanılmaz kalabalık bir hal alıyordu. O yüzden düzgün bir tane bile fotoğraf çekememişim. 🙂

 

Astronomik Saat, Prag, Ağustos 2017

Saat başlarında ne mi oluyor? Fotoğrafta en tepede gördüğünüz pencere açılıp içerisinden sarı bir horoz çıkıp ötmeye başlıyor ve altta bulunan 4 heykelcik gösterisine başlıyor.

4 tane heykelin bir tanesi iskelet. İskelet elindeki çanı çalarak gösteriyi başlatıyor. Diğer elindeki kum saatini ters çevirerek herkesin bir gün öleceğine işaret edermiş. Heykellerden bir tanesi (Cimri Yahudi diye isimlendiriliyor) elindeki altın kesesini sallayarak, diğeri elindeki aynaya bakarak (kibirinden), en sonuncusu ise (Osmanlılı olarak biliniyor) mandolin çalarak (zevk-i sefadan) ölümü kabul etmediğini, başlarını sağa sola çevirerek ifade ederlermiş. Bu sırada bu heykelciklerin üzerindeki (horozun altındaki) 2 pencereden 12 havari geçiyor. Horozun öterek yuvasına girmesiyle çan çalıp gösteri sonlanıyor.

 

Astronomik Saat, Prag, Ağustos 2017

Gösteri sonlanır sonlanmaz bir anda meydan bom boş kalıyordu. Biz de gündüz gözüyle gösteriyi izledikten sonra tabii ki değişik bir şey yapıp yemek yemeye gittik. 🙂

Bir gün önce keşfettiğimiz mükemmel tezgahlarda aldık soluğu. Ne de olsa sokakta yemeye bayılıyoruz. 🙂

Bu sefer ki menü çok fenaydı. Geyik sosisi ve bizim kumpire benzer bir patates! Ama ne patates. 🙂

Namesti Republiky, Prag, Ağustos 2017

Sosisler kendi yapımları ve geyik eti, dana eti, domuz eti gibi çeşitleri vardı. Aklınıza bizim sosislerimiz gibi bir sosis gelmesin. Boyutları neredeyse yarım kangal kadar. Ancak daha incesiydi.

Güzelce kızarttıktan sonra yuvarlak yuvarlak dilimleyerek yanında ekmekle servis ediyorlardı.

Namesti Republiky, Prag, Ağustos 2017

Bu harika tabağın fiyatı 100 Çek Korunasıydı. Bizim gittiğimiz sene yaklaşık 20 TL ye denk geliyordu. Geyik etine dönecek olursam, sosis çok lezzetliydi. Tadı hala damağımda. Yalnız çok yağlı olduğunu söylemem lazım. Hani kuzu eti yerken biraz beklerseniz yağı donar ya, aynı o şekilde donuyordu.

Gelelim şu harika patatese!

Namesti Republiky, Prag, Ağustos 2017

Bu patatesi özel kılan ise, Normal kumpirlik patatesin üzerine gezdirilen peynir. Patates aynen kumpir misali alınıyor, ortadan bölünüp karnıyarık gibi açılıyor, Sonrasındaysa, 1 tekerlek büyüklüğünde peynir, dönerlerin kızardığı mekanizmaya benzer bir mekanizmada kızartılarak keskin bir bıçak yardımıyla tıpkı döner gibi kesilip patatesin üstüne akıtılıyor. İçine istediğiniz malzemelerden koyabiliyorsunuz ama çok bir seçenek yok. Turşu, zeytin gibi seçenekler var. Yanına da salatalık ve soğan turşusu koyuyorlar. Üzerine de baharatlar! Video çekememiş olmam en  büyük pişmanlığım olsa da bu fotoğrafla idare edip gerisini hayal gücümüze bırakalım. 🙂

Karın doyunca gezmeye enerji oluyor tabi. Yolumuz meydan kısmına düştü yeniden.

Prag, Ağustos 2017

Prag’ta her köşede sokak sanatçıları vardı. Dijital piyanosunu alıp güzel müzik yapanlar, tualini önüne alıp resim yapanlar, ya da fotoğraftaki gibi gösteriler yapanlar. El yapımı ürünler de oldukça revaçtaydı. Özellikle takıları çok meşhur. Bizim yemek yediğimiz tezgahların bulunduğu bölgede, el yapımı gümüş takı satan tezgahlar vardı. Ama en çok ilgimi çeken, ceviz kabuklarının içine, küçük evler tasarlayan  bayanın tezgahıydı. Maalesef onu da fotoğraflayamadım çünkü rahatsız olduğunu fark ettim. Mısırların yaprak kısımlarından da çeşitli minik tasarımlar yapıyordu. Ertesi gün hem bir şeyler satın alırım hem de ne kadar hızlı yaptığının videosunu çekerim dedim ama maalesef tezgah kapalıydı. 🙁 (Yine bir bahtsız bedevilik durumu.)

Prag, Ağustos 2017

Bu fotoğraf, Prag’ta çektiğim fotoğraflar arasında en sevdiklerimden. Yanda gördüğünüz şişme havuzdaki deterjanlı suya siyah tişörtlü adam elindeki mekanizmayı sokup çıkarıyor ve çok hızlı bir şekilde havada savuruyor. Sonuç on yüz milyon bin baloncuk! 🙂

Bu fotoğrafa her baktığımda çocuğun yüzündeki saf mutluluğu görüyorum. O yüzden belki de çok çok seviyorum.

Prag sokak lezzetleri denildiğinde akla ilk gelen trdelnik  tatlısı. Sokaklar bu tatlı sayesinde tarçın kokuyordu.

Prag, Ağustos 2017

Gördüğünüz bu güzel çıtır hamurları, güzelce silindire sarıyorlar. Sürekli dönen mekanizmada ateşte yavaşça kızarıyorlar. Tarçınlı hamurun üzerinde bol iri taneli şeker. Sonrasında porsiyon şeklinde kesip sıcak sıcak içini istediğiniz şekilde süsleyip size teslim ediyorlar.

Prag, Ağustos 2017

Biz en popüler olan nutellalıyı denedik. İçerisine bolca nutella sürerek servis ediyorlar. Yazarken bile ağzımın suyunu akıtan harika bir lezzetti. Şiddetle tavsiye edilir. Tanesi 70 Korunaydı.

Tatlıları yedikten sonra, meşhur tekne turu için nehrin kıyısına doğru yürümeye başladık. Bu şekilde tatlılar da az da olsa erimiş oldu. 🙂

Tekne turları çok çeşitliydi. Saat saat seçebiliyorsunuz. Akşam yemeği ya da öğle yemeği servisi olanları da mevcut. Onların süresi 3-4 saati bulduğundan biz katılmadık. Yanlış hatırlamıyorsam klasik tekne turumuz 1-2 saat kadar sürmüştü.

Biletleri Prag kart ile indirimli alabiliyorsunuz. Biz 400 Korunaya almıştık.

Karl Köprüsü, Prag, Ağustos 2017

Turun tabii ki en keyifli tarafı, tarihi köprüleri yakından görebilmek. Fotoğrafta gördüğünüz köprü, Prag’ın en önemli simgelerinden biri olan, Prag’la ilgili neredeyse tüm fotoğraflarda yer alan tarihi yapıttır.

Köprüyle ilgili biraz daha fazla detayı az sonra yazacağım. Şimdi konuyu dağıtmayıp tekne turuna geri dönelim. 🙂

Teknemiz çok da büyük olmasa da epey kalabalıktı diyebiliriz. Vltava Nehri’nin geziye elverişli olan kısmını baştan sona ağır ağır gezdirmişti. Bu sırada rehber beyefendi de bize sahilden görünen kısımları tanıttı.

Prag, Ağustos 2017

Tekne turunu bitirdikten sonra bir sonraki durak için harekete geçtik. Daha önce de bahsettiğim gibi, gidecek yerler çok, ama vakit azdı.

Bir sonraki durağımız Petrin Tepesiydi. Petrin Tepesi’ne ulaşabilmek için, öncelikle tepenin alt kısmına giden tramvaya bindik. (Hatta benim mükemmel harita okuma yeteneğimle ters yöne gidip epey bir süre nerede olduğumuzu anlamaya çalışıp daha sonra 2 vasıtaya binip varacağımız yere gitmiştik. 🙂 ) Sonrasındaysa, teleferik gibi tepeye çıkan raylı bir sistemle en tepeye kadar çıkmıştık.

Harika bir parkın içerisinden geçerek ulaştığımız yerde bizi Petrin Gözlem Kulesi karşıladı.

Petrin Kulesi, Prag, Ağustos 2017

Petrin Kulesi’ni gören herkesin aklına eminim ki Eyfel Kulesi geliyordur. Zaten Petrin Kulesi’ni de Eyfel Kulesi’nden esinlenerek inşa etmişler. Kulenin içindeki dik merdivenleri tırmanırken, kat aralarındaki seyir teraslarında mola vererek hem fotoğraf çekebilir, hem de manzaranın tadını çıkararak dinlenme fırsatı bulabilirsiniz.

Petrin Kulesi, Prag, Ağustos 2017

En güzel manzarayı görmek isterseniz eğer, biraz yorulmayı göze alıp yaklaşık 300 kadar dik merdiveni çıkmanız gerekiyor. Ancak iddia ediyorum ki, en güzel Prag manzaralarını görebileceksiniz. O yüzden kesinlikle yorgunluğa değer!

Petrin Kulesi, Prag, Ağustos 2017

En tepeden manzara bu şekildeydi. Tabii ki kulenin seyir terası tam yuvarlak olduğundan panoramik bir şehir manzarası izleyebilirsiniz.

Petrin Tepesi, içerisinde pek çok şeyi barındırıyor aslında. Mesela daha önce bahsettiğim gibi gezmeye doyamayacağınız güzellikte bir park, eski teleskopların, gök taşlarının ve pek çok kristalin bulunduğu, güneş ve ayı dev teleskoplarla izleyebileceğiniz bir gözlem evi, aynalı labirent mevcut. Biz aynalı labirente gitmedik ama o güzel bahçeyi gezip ay ve güneşe bakma fırsatını da kaçırmadık. 🙂

Petrin Tepesi, Prag, Ağustos 2017

Bahsettiğim gözlem evi, beklentimizin çok daha üzerindeydi. Özellikle sergilenen gök taşlarına bayıldım.

Stefanik Gözlemevi, Prag, Ağustos 2017

Kadraja sığmayan bu dev teleskopla güneşi izlemek çok keyifliydi. Ayrıca çalışma mekanizmasını ve tarihini görevli gençlerden dinleyebilirsiniz. Gözlemevi hakkında en sevdiğim şey ise, her noktada bir görevli gence ulaşabilmeniz. Hepsi de oldukça donanımlı olduklarından ustalıkla sorularınızı cevaplıyorlar.

Gözlem evinden çıktığımızda, raylı teleferikle tepenin orta kısmında yer alan kafe-restoranda gidip yeşilin içinde mükemmel bir mola verdik. Sandviç ve birayla karnımızı doyurduk. (Çünkü kaç saattir boğazımıza bi lokma girmemişti. 🙂 )

Petrin Tepesi, Prag, Ağustos 2017

Sonraki gezi durağına yetişmek için hemen yola çıktık. Bu değişik tramvayla teleferik arası değişik bir araçla (yani bana göre raylı teleferik 🙂 ) geldiğimiz gibi aşağıya indik.

Petrin Tepesi, Prag, Ağustos 2017

Bu arada kafede 225 Koruna hesap ödemiştik. Bir sandviç ve 2 bira için ödediğimiz hesaptı.

Aşağıya indiğimizde ilgimi epeyce çeken ve beni derinden etkileyen bir eserle karşılaştık.

Komünist Kurbanlar Anıtı, Petrin Tepesi, Ağustos 2017

Bu harika heykel, komünizm kurbanlarına ithafen 2002 yılında yapılmış. İnsanların çektiği onca yıkıcı acılara ve bu acılarla eksilip kopan parçalarına rağmen nasıl ayakta kaldıkları anlatılmış. Ortadan geçen metal şeritte ise, kurbanların sayısından bahsedilmiş. Gerçekten görülmesi gereken bir heykel. Ben epeyce karşısından ayrılamamıştım. Aşağıya indiğinizde, yolun kenarında, ağaçların arasında bir yerde.

Sonrasında akşam karanlığı çökmeye yakınken, en popüler noktalardan birisi olan John Lennon duvarını görmeye gittik.

Duvarın tabii ki bir hikayesi var. Akla ilk gelen, John Lennon’un Çek Cumhuriyeti ile olan bağlantısının ne olduğu. Aslında efsanevi Beatles grubunun solisti olan John Lennon Çek Cumhuriyeti ile hiç bir bağı yokmuş. Hatta ülkede bulunmamış bile!

John Lennon’ın öldürüldüğü yıllarda, ilk olarak duvara yazılan efsanevi şarkının ismi olan “Imagine” yazısıymış. Daha sonra, komünist rejime karşıt görüşleri destekleyen John Lennon’dan pek hoşlanmadıkları için, devlet tarafından yazı sildirilmiş. Ertesi gün tekrar yazılmış. Tekrar sildirilmiş. Tekrar tekrar yazılınca, hapis cezası verileceği duyurulmuş. Çünkü bu tip yazıların düzeni bozmaya yönelik eylemler olduğu düşünülüyormuş. Hapis tehdidi bile işe yaramamış. Beatles’ın şarkı sözleri yazılmaya, duvar çiçeklerle süslenmeye devam etmiş. En sonunda, polisler bile vazgeçmiş ve duvar o günden beri özgür ruhların sembolü olmuş.

Duvara her geçen gün üst üste graffittiler ekleniyor ve aslında duvar her sene farklı bir hal alıyor. Çok akşam saatine kalmadan gitmenizi öneririm çünkü gördüğüm kadarıyla çok bir aydınlatmaya sahip değildi.

Lennon Duvarı’ndan Charles köprüsüne doğru giderken, yolda karşımıza çıkan harika bir köprüye denk geldik. İnsanlar kilit asıp dileklerini dilemişlerdi.

Prag, Ağustos 2017

Arka sağda gördüğünüz restoran da çok keyifli bir yere benziyordu. Solda gördüğünüz de, ahşap bir su değirmeni. Ucunda da, bir tane tatlı cin heykeli vardı.

Buradan sonra dünyaca ün salmış, Karl Köprüsü’nü (Charles Köprüsü ya da Karluv Most) görmeye gittik. Köprü, 1357 yılında inşa edilmiş. Üzerinde ise, pek çok heykel mevcut. Aziz heykelleri ve Hz.İsa’nın heykelleri ön plana çıkıyor.

Ortadaki fotoğrafta, sol kısımda gördüğünüz ise bir Osmanlı yeniçerisi. Heykellerin hepsinin birer anlamı var ama uzun uzun yazmayacağım.

Karl Köprüsü’nde, bir uçtan öbür uca doğru giderken, pek çok tezgah da mevcuttu. Özellikle karikatür yapanlar ve el yapımı magnet satanlar benim en çok ilgimi çekenler oldu.  Prag’ta, sanata, el emeği parçalara verilen değer aşikar. Mesela sokak sanatçılarının önlerinde albümleri de vardı. Öyle harika piyano resitalleri dinledik ki, anlatamam. En çok aklımda kalan ise, Karl Köprüsü’nün sonunda, Yiruma’nın “River Flows in You” parçasını çalan kişi. Evet sokağın ortasında piyano çalıyorlar! 🙂 Dinlemeye doyamadık.

Karl Köprüsü’nün bir ucunda, Lesser Tower isimli bir kule var. Bence Prag’taki her kule görülmeye, tepesine kadar çıkılmaya değer. Merdivenler biraz zorlayıcı olsa da, manzara mükemmel. Zaten Prag’ın tepeden görüntüsü de en az sokakları kadar etkileyici.

Kuleden akşamüstü, güneş yeni yeni batarken çektiğim manzara ise en sevdiğim fotoğraflardan.

Lesser Tower, Prag, Ağustos 2017

Fotoğrafta karşıda gördüğünüz kule ise, Old Town Bridge Tower. Yine oradan da benzer bir manzara görmeniz mümkün. Akşam saatlerine kadar hizmet veren kulelere giriş ise, Prag Kart ile ücretsiz.

Epey yoğun geçen 2.günün akşamında, yol üzerinde beğendiğimiz bir yerde akşam yemeği yedik. Ana meydanın aksine, Hard Rock Cafe gibi daha içeride yer alan restoranın adını maalesef not almamışım. (O zamanlar blog yazmak aklımda pek yoktu.) Prag’ın en meşhur yemeği olan gulaşı denedik.

Prag, Ağustos 2017

Yanına da birer tane buz gibi Çek birası! Muhteşem ikili. 🙂 Gulaş, bir nevi et yahni. Bol sulu olarak servis edilen dana eti, yanındaki patatesli ekmekle daha da mükemmel bir hal alıyor. Hemen hemen her restoranda olan gulaşı denemeden dönmeyin derim. Bu güzel akşam yemeğine 1100 Çek Korunası ödemiştik.

3.GÜN:

3.günün sabahında, erkenden uyanıp Prag Kalesi’ni gezmeye gittik. Sabah 9 gibi kale bölgesindeydik. Kale bölgesinin girişinde sıraya girip aramadan geçerek içeriye girdik ve koşar adım St. Vitus Katedrali’ne gittik. (Çünkü bir gün önce yüzlerce kişinin sırada beklediğini görmüştük.)

St. Vitus Katedrali, Prag, Ağustos 2017

Prag’ın en gotik yapılarından biri olan bu tarihi binanın yapımı 1344 yılında başlayıp, 1929 yılında son bulmuş. İçi de, dışı da milim milim özenilerek yapılmış.

Her bir camda harika vitraylar vardı. Bu vitraylar Çek bir ressam tarafından yapılmış. Işıkların yansımalarıyla, duvar resimlerine de farklı bir renk katıyorlardı. (İlk fotoğrafta görebilirsiniz.)

Tamamen görkemli olan bu yapının hangi kısmını paylaşacağıma inanın karar veremiyorum. Fotoğraflar yetersiz kalıyor.

St. Vitus Katedrali, Prag, Ağustos 2017

Katedralin içerisinde, bazı mezar anıtları da mevcuttu. Mezar anıtları, oldukça görkemli, som gümüşten yapılmış.

Bu görkemli mezar anıtı, Aziz John’a aitmiş. Meleklerin omuzlarında taşınan tabut ve tabutun üst kısmında, diz çöken ve elinde çarmıh taşıyan Aziz John betimlenmiş. Mezar anıtının tamamı gümüştenmiş. Ayrıca, üstteki fotoğrafta da görebileceğiniz gibi, mezarın üst kısmında bordo kumaşla sanki cibinlik gibi süslemeler var ve yine bu kumaşı tutan melek tasvirleri var.

St. Vitus Katedrali, Prag, Ağustos 2017

Katedraldeki tablolar da ayrı ayrı güzeldi. O kadar dolu dolu bir yer geziyorsunuz ki, her bir köşesinde en az bir 10 dakikanız geçiyor. Layığıyla gezip fotoğraflamak isterseniz, yarım saatle bir saat arasında süre harcayabilirsiniz. Hatta belki de daha fazla.

Katedralden sonra, kale bölgesi turumuz devam etti. Kale bölgesi epey büyük bir alan. Gezmek için  yarım gününüzü ayırabilirsiniz.

St. George’s Basilica, Prag, Ağustos 2017

Biz katedralden sonra Golden Lane bölgesine geçip, rengarenk olan yolu gezdik. Bir sürü minicik ev, yan yana dizilmiş ve içerisi eski eşyalarla müze olarak dizayn edilmiş.

Golden Lane’deki evleri gezdikten sonra, Lobkowicz Sarayı’nda yemek molası verdik. Hamburger ve sarayın ismini taşıyan bira lezizdi.

Aslında fiyat olarak biraz pahalı gelse de, ortam harikaydı. Manzarası harika olan bir balkonda oturduk. İçeride de tarihte öne çıkan insanların, sanatçıların duvar resimleri ve sözleri yer almaktaydı. Çok keyifli bir yer olduğunu söylemeliyim. Yemek için 720 Çek Korunası ödemiştik.

Prag’ın en az güzel sokakları kadar ön plana çıkan yerleri de parkları. Özellikle Vltava nehrinin kıyısında çok güzel parklar var. İstanbul’daki her güzel parkta nasıl düğün fotoğrafları çekiliyorsa Prag’ta da durum farksızdı. 🙂

Prag, Ağustos 2017

Parkları gezdikten sonra, Prag’ın en önemli yerlerinden Eski Yahudi Mahallesi’ni (Josefov) ziyaret ettik. Eski Yahudi Mahallesi, halen Yahudilerin yaşadığı bir yerleşim yeri. İçerisinde pek çok tarihi yapı barındırıyor. En öne çıkanlar ise, Yahudi mezarlığı ve sinagoglar. Çok büyük bir alana yayılmadığı için, bütün yapıları sırayla gezebiliyorsunuz. Eski Yeni Sinagog, İspanyol Sinagog’u ,Eski Yahudi Mezarlığı ve en çok etkilendiğim olan Pinkas Sinagog’u mutlaka görülmesi gereken yerler.

Josefov’a girerken bilet alıyorsunuz ve sonrasında bütünüyle gezebiliyorsunuz.

Pinkas Sinagog’u, Prag, Ağustos 2017

Sinagogların hepsi çok kıymetli yapılardı. Hepsinde harika tablolar, tarihi değeri yüksek eşyalar vardı. En çok etkilendiğim neden Pinkas Sinagog’u derseniz, toplama kamplarında tutulduktan sonra Nazi kamplarına yollanan vatandaşların anısına, isimlerinin tek tek, küçücük şekilde, yerden tavana kadar yazılmış olması. Bu yolla verilen kayıpların büyüklüğünü daha da net görebiliyorsunuz. Yaklaşık 80000’e yakın isim bu duvarlarda yazılıymış. Doğum ve ölüm tarihleriyle birlikte yazılmış.

Eski Yahudi Mezarlığı, Prag,Ağustos 2017

Yahudi Mahallesi’nin dış kısmında hediyelik eşyalar ve el yapımı takılar satan pek çok tezgah da vardı. Meraklıları için keyifli tezgahlardı.  Ayrıca mahallenin dış kısımlarında ise Prag’ın eski tarihi dokusundan daha modern şehir dokusuna keskin bir geçiş vardı. Gezmesi, kaybolması epey keyifli sokaklar. Daha lüks markaların yer aldığı bölümler de bu kısımlara yakındı.

İspanyol Sinagog’unun hemen yakınında, Statue of Franz Kafka anıtını görebilirsiniz.

Statue of Franz Kafka, Prag, Ağustos 2017

Bu heykeli görmek istiyorsanız, navigasyon ile yanlış yerlere gidebilirsiniz. (Biz epey aramıştık.) Benim tavsiyem, navigasyona İspanyol Sinagogu’nu yazmanız. Zaten heykel de hemen yakınında yer almaktadır.

Etrafı gezip dolaşırken havanın nasıl karardığını anlayamadığınız, oldukça dinamik bir şehir. Son akşam yemeğimizi, Kavarna Obecni Dum’da yedik. Hani yazının en başlarında tanıttığım o mükemmel mimariye sahip belediye binası var ya, onun alt kısmındaki restoran.

Turistleri Çek yemekleriyle tanıştırmak için özel bir menü hazırlamışlar. Noodle makarnalı çorba, gulaş ya da şinitzel ya da fırınlanmış dana eti ve meyve salatası toplam 380 Çek Korunasıydı.

Biz tabii ki gulaş tercih ettik. 🙂

 

Yanına da güzel yerel biralardan aldık. Toplam 1100 Koruna ödedik. Yemekler çok inanılmaz lezzetli olmasa da konumu çok keyifliydi. Keyifli bir akşam yemeği yedik diyebilirim.

Sonrasında, Prag denince kuşkusuz akla ilk gelen yapılardan biri olan “Dancing House” (Dans Eden Ev) nasıl bir şeymiş görmek için biraz uzaklara gittik. Şehrin merkezinin biraz dışında olan bu yapı, aslında 2 binanın birleşmesiyle oluşuyor.

Dancing House, Prag, Ağustos 2017

Binanın soldaki cam kule kısmı, sağdaki beton kısmın üzerine yatmış gibi gözüküyor ve gece karanlığı olduğundan pek belli olmasa da, beton binanın pencereleri düz sırada değil ve dalgalı bir denizi andırıyor. 90’lı yılların sonlarında inşa edilen bu yapı, postmodern mimarinin önemli örneklerinden sayılıyormuş. Gündüz gözüyle görülmesi daha keyifli olacağını düşündüğüm bina, gece ışıklarıyla da farklı bir görünüm sergiliyordu.

4.GÜN:

Son günümüz olan 4. günümüzde, aslında pek bir şey yapmadık. Hiç bir yere yetişmeden Prag sokaklarının keyfini çıkarmak istedik. Sabah kahvaltısından sonra hemen Namesti Republiky bölgesine gittik ve el yapımı ürünler satan tezgahlardan kendime güzel bir yüzük aldım. 🙂 Sonra keyifle merkezdeki bütün hediyelik eşya dükkanlarını gezdik. (Eminim Gürhan da aynı keyifle gezmiştir. 🙂 )

Rengarenk ahşap, el yapımı magnetler bulabilirsiniz. Fiyatları 70 Koruna civarıydı.

Prag, Ağustos 2017

Çok merak ettiğim, “Metalmorphosis Sculpture of Franz Kafka” (Dönen metal Franz Kafka Büstü) nü görmeye gittik. Gerçekten uzay çağından bir şeymiş hissine kapılıyorsunuz. Fotoğrafta çok bir şey belli olmasa da, izlemesi gerçekten çok keyifli.

Bütün parçalar ayrı yöne dönüp, sonunda birleşip Kafka büstünü oluşturuyor. Bu büst, bir alışveriş merkezinin önünde yer alıyor. Epey görkemli olan bu yapıya ilgi de çok yoğundu. Fotoğraf çekmek için epey beklemek zorunda kaldık.

Kafka’nın büstünü gördükten sonra, eski şehir meydanında yediğim en iyi pizzalardan birini yedim. (Gerçi Saigon‘daki 4 P’s daha iyiydi sanırım. )

Bu güzel öğle yemeğiyle Prag tatilimiz bitmiş oldu. Dönüş uçağımız akşam saatlerindeydi ve biz de son bir trdelnik tatlısıyla Prag’a veda ettik. Bu sefer yol üzerindeki bir tatlıcı dükkanından satın aldık. Dondurmalı olanını denedik.

Prag, Ağustos 2017

Bana sorarsanız hala nutellalı olan favorim. 🙂 Prag’ta 4 günümüz de dolu dolu geçti ancak pek çok yeri gezemedik. O yüzden bir daha gitmek istediğim bir yer. Küçük bir yer olduğuna bakıp aldanmayın derim çünkü çok dolu bir yer.

Komünizm Müzesi, Franz Kafka Müzesi, Klementinum, Apple Müzesi, Ulusal Teknoloji Müzesi, Bira Müzesi, Ulusal Müze gibi müzeler gidemediklerim. Bir daha gittiğimde bu müzeleri gezip, bir gece eski Prag eğlencelerine katılıp, başka bir akşam Sad Man’s Tongue Bar’da harika hamburgerlerden yiyip, gecenin devamında Ice Bar’da vakit geçirip, Karlovy Lazne’de (Orta Avrupa’nın en büyük gece kulübü) eğleneceğim. Ayrıca Vltva nehrindeki tekne turlarının akşam yemeklisini de deneyebilirim.  Prag için en keyifli mevsimlerin de bahar ve yaz ayları olduğunu söyleyerek yazımı bitiriyorum.

Bir sonraki yazımda görüşmek dileğiyle. Hoşça kalın…

Prag, Ağustos 2017

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Şehir değiştirmesiyle birlikte mesleğine ara verip, farklı yerleri keşfetmeye daha fazla vakit ayıran, İstanbul'da bir İzmirli. :)

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir